İddia etmiyorum, meydan okuyorum

Ali Davutoğlu

 

Türkmeneli’de neler oluyor, neler yaşanıyor diye merak ediyor muyuz?

 

Halk ne durumda? Neden bu kadar uzak? Çöküşün sebebi nedir? Diye merak ettiğiniz oluyor mu? Ben merak ettim ve çözümledim.

 

TAM anlamıyla büyük bir tarihsel kopma parçalanma ve dağılma çağında yaşıyoruz! Sanki herkes, her şey yıkık dökük, her ideal her değer her kafa tarumar. Zihin, his, kültür yıkık, bilim kopuk. Artık bilimsel akıl ile duygusal zeka, insani-toplumsal duyum ile toplumsal aklın yaratıcılığı ve koruyuculuğu birbirlerinden öylesine uzaklaştırılmış ve yabancılaştırılmış ki neredeyse hem bir türlü yan yana bile gelemiyorlar hem de birbirini sürekli yok ediyorlarmış gibi?

 

Sanki ufkumuz göz gözü, gönül gönlü görmez, akıl ermez yoğun sisler kaplamış. Çıkmış olduğumuz her yola sanki koskocaman kara kapkara aşılmaz hissi veren sarp dağlar dikmişler! O kapkara, heyula dağların ardında ne var? Ya dağ dağ değilse artık ve nedense insan vazgeçmişse ütopyalarından?

 

Ya ufkumuza halı serilir gibi serilmiş o sözde ovalar ova değil de büyük bir çöl ise? Ya da biz atımıza binip de ufka doğru sürdüğümüzde çöl dahi kaybolmuşsa ve artık bizler aslında ne olduğunun bile farkında olamıyorsak?

 

Nasıl oluyor da bu yüce dağların sürekli kalınlaşarak irileşen görüntüsü, kadim kaderleri, öz dilleri ve kavramları neden bu kadar flu ve titrek?

 

Yaşanan her şey, oluşan her manipüle bilgi ve olgu sanki küt bir bıçak gibi sonsuz acıtıp duruyor ruhlarımızı? Sağa sola kıvırtıp durmaktan aşırı laçkalaşmış diplomatik dilin altında ve gizli arka odalarda neler oluyor, neyin hesapları yapılıyor?

 

Çünkü gelecek denilen parıltılı umut ve yaşama heyecanımızın tepesine sanki bir heyula Cangoloz çökmüş de hep birlikte altında kalmışız gibi…

 

Para, mal, makam, ün için ödenmedik bedel, uçurulmadık baş bırakılmıyor sanki? Alacak verecek mal paylaşımı yüzünden kardeş kardeşi, ortak ortağı, sevgili sevgiliyi, kadın kocasını, kocası karısını kurşunluyor. Sözde kendilerini kurtarıyorlar ama kendi gerçek zeminleri ötekini yok ediyorlar. Çünkü fikir fikri, kuram kuramı, dil dili, kültür kültürü, ulus devlet ulusu ve devleti sürekli vuruyor. Hem yaşadığımız çağın hem içinde bulunduğumuz coğrafyanın en ağır ve en yakıcı kaosu bu.

 

Her kavram, her form bu büyük kaosun öldürücü izlerini taşıyor ama ne yaparsa yapsın ortaya fazlaca yeni ve sahici bir şey kuramıyor ne yazık ki?

 

 

Bu durum bütün diğer alanlarda olduğu gibi siyasette de onun toplumsal zemini kitleler arasında da çağdaş sanat ve kültür alanlarında da aynı biçimde sanal bir biçimde yinelenip duruyor.

 

İşin ilginci; bu sonsuz yanılsama tarihsel bir biçimde sadece Türkmeneli’de ya da tek bir kültürde ya da coğrafyada değil aynı süreçte sanki bütün dünyada birden gerçekleşiyor demek isterdim ama ne yazık ki sadece TÜRKMENELİ’de yaşanıyor…

 

 

Bir cevap yazın