Türkmeneli gençleri mi?

Ali DAVUTOĞLU

 

Covid-19 sonrası normalleşme süreci yavaş yavaş başladı. Tabii aylarca evimizde hapis hayatı yaşadığımız için psikolojik olarak baya çöküntüye uğramış olduk. Ancak tedbiri de elden bırakmamak gerekiyor. Fazla uzatmayacağım direkt konuya girmek istiyorum. Kadıköy’ün Moda semtinde “6:45 Dükkan”adında çok güzel bir kitapçı bulunmakta. O taraflara yolunuz düşecek olursa şiddetle tavsiye ederim. Çünkü rafine edebiyat ve Türk dili tutkunlarının bütün beklentilerini karşılayacak bir bilgi hazinesi olarak da adlandırılabilir.

 

Dükkana girdiğimde edebiyat severlerin adına ve eserlerine yabancı olmadığı bir isim ile karşılaştım. Herkes tarafından edebiyat, yazar ve şair camiasının kibirli, egoist ve asosyal evladı olarak tanınan Murat Menteş ile bir kitapçıda karşılaşmak aslında biraz heyecan ve garipsenecek bir hava yarattı. Dükkan sahibinden modern edebiyat klasiklerinden olan “Meczup” adlı kitabı rica ettim. Ben kitabımı beklerken meğerse Murat Menteş talep ettiğim kitabı duymuş ve yanıma yaklaşarak modern edebiyat klasikleri ve genç bir okuyucu diyerek, atıfta bulundu. Bir an kulaklarıma inanamadım, “Kesin bir yanlışlık vardır oğlum! Bu kadar rastlantı ancak ya düşlerde ya da dükkanda incelediğim romanlarda bulunur” dedim, kendi kendime. Sonra benim de tabii ki, hayranlıkla romanlarını ve şarkılara ilham kaynağı olan şiirlerini okuduğum değerli kaleme dönerek;

 

“Affedersiniz! Az önce benimle mi konuştunuz?” diye heyecanlı bir biçimde sorumu sordum.

Murat Menteş; “Evet genç kardeşim, sizden bahsettim. Klasiklerin sizin jenerasyonun ilgisini çektiğini tahmin etmiyordum!” diye cevap verdi.

 

 

Aldığım cevap beni daha çok şaşırtmadı desem yalan olacak.

 

 

Murat Menteş; “Malum koronavirüs sosyal hayatı baya etkiledi, elimi uzatamıyorum, ben Murat.” dedi. Ben de büyük bir şaşkınlık ile evet sizi tanıyorum, ki tanımamak mümkün değil, ben de Ali.” dedim. Diksiyonum ve hitabem hakkında ilgisini çeken bir durum olmuş ki memleketimi sordu. Ve bende büyük bir gurur ile Kerkük dedim. “Ciddi misinisiz!” cümlesiyle birlikte büyük bir şaşkın yüz ifadesine şahit oldum.

 

Evet,dedim.

 

Tabii sohbet arasında kitabımı da almıştım. O gün dükkan sahibi ve Murat Menteş’in arkadaş olduğunu da öğrenmiş oldum. Dükkan sahibi de sohbete ortak olunca baya zaman geçti. Onlar bana Türk edebiyat tarihini ben de onlara Kerkük’ü, Erbil’i ve Musul’u yani kısaca Türkmeneli’yi anlatma fırsatı buldum. Açıkçası sohbet bir yerden sonra artık beni mahcup edecek bir seviyeye gelmeye başlamıştı.

 

Ankara’da katılmış olduğu bir kitap fuarında, Türkiye’de lisans ve yüksek lisans eğitimi gören bir grup Türkmen öğrenciyle tanışma fırsatının olduğunu lakin tahsilli bir Türkmen gencinin bozuk Türkçesinden dolayı serzenişte bulunmaya başlamıştı. O arada durum biraz atışmaya kaçacakken dükkan sahibi doğal olarak ortamı yumaşatma amaçlı olarak; “İyi de Muratcığım,Türkiye’de kaç kişi düzgün Türkçe konuşuyor?” diye bir soru sordu. Murat Menteş kelime ve bilgi hazinesini kullanarak ders niteliğinde bir cevap verdi;

 

“Yahu! Biz kendimizi bildik bileli ‘Kerkük Türk’tür diyoruz. Türkmeneli için Kıbrıs hamlesine benzer bir hamle bekliyoruz. Edebi, tarihi ve kültürel zenginliği olan bir bölgeden söz ediyoruz!” ve devam ediyor…

“Sen! var olmak, sömürülmemek, kurtuluş harbine müdahil olmak, mücadele vermek, bayrağını ve milletini yaşatmak amacıyla burada eğitim görüyorum diyorsan önce öz dilini yani konuşmayı bileceksin ki derdini anlatabilesin, sesini duyarabilesin ve ırkını yaşatabilesin.” şeklinde bir cevap vererek bize söyleyecek tek bir laf bile bırakmadı. Ben de hemen şunu sordum; “Sizin hafızanızda bize dair bu kadar kötü bir hatıra bırakan olay nedir?”.

 

Bizim edebi ve kültürel tarihimizi çok iyi biliryosunuz diye umuyorum diyerek sözlerime devam ettim…

Murat Menteş, “Ben de en çok buna sinir oldum işte diyerek devam etti. Ben sizin değerlerinizi biliyorum örnek verebilirim.” diyerek iki  önemli isimden bahsetti, Rahmetli Ata Terzibaşı ve İhsan Doğramacı.

 

Tabii ben saygı ve büyük bir şaşkınlık karmaşasıyla onu dinlemeye devam ettim. Aslında değindiği konulara hiç de yabancı değildim, hiç yadırgamadım.

 

Murat Menteş; “Biri Türk edebiyatının ve dünyasının duayen araştırmacısı, diğeri Türkiye Cumhuriyeti’nin hem tıp alanında kalkınmasında hem de bugün pandemi sürecinde başaralı bir şekilde ter döken sağlıkçıların eğitim çatılarından birçoğuna vesile olan hatta sebep olan dünya çapında bir bilge.” diyerek devam etti…

 

 

Düşünsenize  biri sizin yüzünüze karşı yanlışlarınızı savurarak gerçeklerden bahsediyor ve siz verecek tek bir cevap bulamadığınız gibi hak vermeye başlıyorsunuz.

 

 

“Bizim kadar değil, bizden daha Türksünüz! Niye kendi geçmişinizi kaleme almıyor, tezler yaratmıyor, markalarınızı yaratmıyorsunuz kardeşim.” dedi.

 

 

Bölgeyi çok iyi biliyordu. Bizi de tek bakışta ayak üstü tanımış belli idi.

 

 

Murat Menteş; “Onlar bana bizim edebiyatçılardan hayranlıkla söz ederken onlara sizin edebiyatçılarınızın eserlerini soruduğumda mırıldanmadan başka bir şey duymadım.” dediğinde bende jeton düşmüştü.

 

 

O cümleden sonra aklıma şu soru geldi; biz daha ne kadar acizleşeceğiz?

 

 

Biz ne zaman kendi hayallerimizi bir kenara bırakıp Türkmeneli bölgesinin yani topraklarımızın geleceği için koşturacağız?

 

 

Murat Menteş, “Kusura bakma biraz sert çıkmış olabilirim ama yüz ifaden ve suskunluğun kabullendiğini gösteriyor yani sen de durumdan fazlasıyla hoşnut değilsin belli genç kardeşim. Nereden mi anlıyorum? Talep ettiğin kitapların öncesi varsa sende de az çok bilgi hazinesi vardır. Lakin sadece susarak dinlemeyi tercih ettin. Ya bir öğüt kapma peşindesin ya da volkan gibi patlayacaksın!” dedi.

 

 

Hayır estağfurallah, evet bazı konularda maalesef haklısınız ama aşılmayacak sıkıntılar değil diyerek kitabın ücretini ödedikten sonra dükkandan sanki boşlukta cebelleşircesine ayrıldım. Oysaki Murat Menteş’i görünce içimdeki heyecan ve hayranlıktan ötürü kitabını imzalatacak, bir hatıra fotoğrafı da çektirecektim. Unutmadım  sadece doğrulara darıldım!

 

Romanlarını ve şiirlerini ezberlemeye çalıştığımın kalemin mürekkebi yüreğime sıçramış, içimi acıtmıştı.

 

Şimdi soruyorum gençliğimize sizin derdiniz ne?

 

Bugün davanın bir ucundan tutmuş,gençlik kollarında boy gösteren, iki kelam öğrenip siyaset yapmaya çalışan genç arkadaşlarımız İhsan Doğramacı’yı tanıyor mudur?

 

Ata Terzibaşı’dan haberdar mıdır?

 

Biri size Türkiye’de eğitim alma imkanı sağlayan bir dava adamı. Diğeri tezlerinize konu olan bir üstat.

 

 

 

Türkmen gençliği hakkında ne diyeceğim, ne yazacağım, inanın bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum!

 

Biz gelişmiyor, diplomalı birer asalağa dönüşüyoruz.

Türkmenelinin geleceği her gün daha da kararıyor. Düşmana gerek yok!

Biz kendimizi yok etmeye yeteriz…