Toplumsal Rönesans

Ali Davutoğlu

 

Toplumsal dayanışma toplumun bütün kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesidir. Günümüzde toplumsal dayanışmayı önemsememek, ya da toplumsal dayanışma olarak ortaya konulan faaliyetlerde toplumun herhangi bir kesimini veya kurumunu yok saymak toplumsal dayanışma değil toplumu ayrıştırma olur.

 

Öncelikle her birey, her kesim, her düşünce, her kurum yani dayanışma içerisinde yer alması gereken herkes, karşısındakini öteki olmaktan çıkartıp, kendinden kabul etmeli,  herkesi olduğu gibi benimseyip, değişmeye zorlamadan, ikiyüzlülüğe mecbur kılmadan, kabullenmelidir. Aynı safta bulunması gerekenler, birey ya da kurum olarak birbirlerini rakip değil, dost olarak görmedikçe, birbirlerinin eksikliğinin değil, yanyana olmanın herkesi güçlü kılacağını kavrayamadıkça, dayanışma da birlik ve beraberlik de sadece varılması gereken birer hedef olarak kalır.

 

Toplumsal dayanışma için mutlaka bu dayanışmaya etki eden faktörlerin iyileştirilmesi gereklidir. Toplumsal dayanışmayı sağlayacak olanlar insanlardır ve insan sosyal bir varlık olarak  yaşadığı için çevresinden mutlaka etkilenir. İşte bu etki pozitif olduğunda insana yarar sağlayabileceği gibi, negatif bir etkilenme de kesinlikle zarar verecektir. Toplumlar bireylerden oluştuğuna göre, bu etkileşme aynı zamanda  toplumlara da yararlı ya da zararlı olur. Eğer bu etkileme pozitif yararlı yönde ise bireyler, toplumlar ve sonuçta ülkenin yararlanacağı güzel sonuçlar ortaya çıkar, aksi durumda bireyler, toplumlar ve ülke zarar edecek noktaya gelir.

 

Şimdi oturup topluma yön verenler düşünmelidir. Bu toplumun, bu milletin, eğitiminden, sağlığından, güvenliğinden, malından, dininden, namusundan, özgürlüğünden, kalkınmasından, yolundan, suyundan, ekmeğinden, aşından, işinden sorumlu olanlar  düşünmelidir. Devlet yöneticileri, bürokratlar, memurlar, yani aklınıza gelen herkes düşünmelidir.  Birlik ve beraberlik adına ortaya çıkanlar, en küçükten en büyüğe, sosyal ve kültürel alanda hizmet adına ortaya çıkanlar düşünmelidir. Neden bir türlü istediğimiz, arzu ettiğimiz manada umut ettiğimiz, beklediğimiz ya da hedeflediğimiz toplumsal dayanışmayı sağlayamıyoruz, neden birlik ve beraberliğimizi temin edemiyoruz.

 

Bugünkü mevcut durumda, herkes kendince düşünüp vicdanlarına danışmalıdır, yapılan işler, yürütülen faaliyetler ne adına yapılmaktadır. Benlik duygusu ne kadar hakimdir vicdanlarına, egoları ne kadar güçlüdür, şöyle bir kantara çekmelidir her sorumlu kendini. Ya da aynaya bakıp sorgulamalıdır yaptığı işleri neden yaptığını. Başkan olmak adına, iktidar olmak adına, bulunduğu konumu kaybetmemek adına, şan adına, şöhret adına, desinler adına mı yapıyorum yoksa millet adına, dayanışma adına, birlik ve beraberlik adına mı yapıyorum diyebilmelidir. En sonunda bir karşılaştırma yaparak, başarı ya da başarısızlığını yine kendi tespit etmeli ve tabii ki tespit ettiği sonuca göre bir karar vermelidir.

 

Toplumsal dayanışma, birlik, beraberlik ve fedakarlık ruhu ile bezenmiş, hoşgörülü, affedici, sevgi ve saygı kurallarını ihlal etmeyen, verdiği sözde duran, hayalcilikten uzak davranan, günü kurtarma, koltuğu koruma peşinde olmayan, toplumun hiçbir ferdini ve hiçbir kurumunu (onlar yanlış yapsalar dahi) kendi egosu için, ya da süregelen kısırdöngü devranların devamı için feda etmeyen liderler ve yöneticilerle sağlanabilir.

 

Toplumsal dayanışma, birlik ve beraberlik adına ortaya çıkan, ya da bunu sağlamakla sorumlu olanlar,  liderler ve yöneticiler, sağlam karakterli, halkı kucaklayan, birlikte aynı mücadelenin içinde olan arkadaşlarını unutmayan, yol arkadaşlarına sırtını dönmeyen kimseler olmayı becerebilmeli,  herkese eşit davranarak, hakkaniyetli ve adaletli olmalıdırlar. Karşılıklı hakkaniyet ölçüleri korunamazsa, adaletle davranılamazsa, hiçbir konuda ve hiçbir düşüncede dayanışma söz konusu bile olamaz. Bir yerde ayrımcılık yapıldığı hissi uyandırılırsa, eşit davranılmazssa, verilen sözler tutulmazsa, vaadler yerine getirilmezse dayanışma umuduyla orada bulunanlar, bir olmaya, beraber olmaya azmedenler, bu durum karşısında hayal kırıklığına uğrayıp, kandırıldıklarını düşünerek daha da çok uzaklaşabilir, parçalara ayrılabilirler.

 

Dayanışma ruhu ile hareket ederek, birlik ve beraberliğini sağlayan toplumlar, giriştikleri her mücadelede sosyal, ekonomik, iktisadi, eğitim, kültür alanlarında ve aklımıza gelen her alanda başarıya ulaşmış ve hatta girdikleri savaşları kazanmışlardır. Kendi tarihimizde de bunun örnekleri fazlasıyla mevcuttur.

 

Toplumsal dayanışma olmadan, birlik ve beraberlik sağlanmadan atılan adımlar en başta, güzel görünse de yahut başarılıymış gibi algılansa da o çemberin içerisinde olması gerekenlerden bir kişi bile dışarıda kalmışsa birlik sağlanamamış demektir, birlik sağlanamamışsa dayanışma sağlanması sadece bir hayal olarak kalır.

 

Birlik ve beraberlik içinde olan toplumlar, karşılaştıkları en zor sorunları dahi kolaylıkla çözerler. Sorunlarını çözen toplumlar ise ilerlemek ve gelişmek için, fikir birliği, gönül birliği ve eylem birliği içerisinde hareket ederek başarıya ulaşırlar.

 

Dünyada birlik ve beraberlik içinde hareket etmeyen toplumsal dayanışmayı sağlayamayan bir tek aile, şirket, dernek, kulüp, kurum, vakıf ya da devlet yoktur ki başarıya ulaşmış olsun.

 

Her gün yeni nifakların, bozguncuların, tezatların ortaya atıldığı günümüzde, birlik ve beraberlik yolunda, evlerimizden başlayarak, herkes sorumlu olduğu noktada, şahsi düşünce ve çıkarlarını bir tarafa bırakarak toplumsal dayanışmanın sağlanması, birlik ve beraberliğin  temin edilmesi için gayret göstermeli, bunu yaparken adalet ve hakkaniyetten şaşmadan davranmalıdır.

 

Unutmayınız ki saatin en küçük dişlisinden bir diş kırılmış olsa, o saat, zamanı bir daha asla doğru göstermez. Bir küçük dişliyi tamir etmektense, kolundaki saati çıkarıp atmak çözüm değildir. Çare herkesin kolundaki saatte kırık olan dişliyi onarması ve saatine sahip çıkmasıdır.

 

Gelin, Türkmeneli’de Tek Vücut olalım!

 

Bir cevap yazın