Real Politika ve Tek Çatı Karar Merkezine Dönmek

Dr. Soran Selahattin Şükür

Birinci Körfez Savaşı sonrası dönem, ilk Türkmen siyasi örgütlenmesinin doğuşuna sahne olmuştur. Irak Milli Türkmen Partisi ve daha sonra merhum Ferit Çelebi’nin önderliğinde kurulan Türkmen Bağımsızlar Hareketi’nin başlangıç kadrosu halkımızda büyük heyecan yaratmıştır. Türkmeneli Partisinin kurulmasıyla da ciddi bir bölünmeyi önlemek amacıyla Irak Türkmen Cephesi’nin çatı bir örgüt olarak tesisine karar verilmiştir.

 

Kabul edelim ki; bu çatı siyasi organımız Türkmenlerin siyasi karar merkezi misyonunu, günahı ve sevabı ile milletimizin şanına yakışır, yapısında yaşanan dalgalanmalara rağmen zamanın koşullarına uygun bir şekilde yerine getirmiştir. Belki o zamanlar Erbil’de ve Bağdat’ta onlarca milletvekili ve il idare meclis üyesi ve bürokraside temsilcilerimiz yoktu, yine de ilkeli duruşumuz sayesinde Kürdistan bölgesi ve Irak siyasi sahnesinde ciddi bir politik varlık ortaya koyabiliyorduk. Kürt siyasi partilerin kardeş kavgasını durdurumak ve önlemek için Barış İzleme Gücü’nde (PMF) pilot rol alarak büyük katkımız, diğer taraftan Baas Partisini devirmek için; ABD, İngiltere ve Türkiye’nin katılımı ile gerçekleşen Irak muhalefetinin yurt içi ve dışındaki tün toplantılarında ana unsur olarak yer almamız, ne kadar güçlü ve dinamik bir konumda olduğumuzun açık göstergesiydi.

 

2000’li yılların başında faklı nedenlerden dolayı ve belli aralıklarla çatı siyasi organizasyonumuz olan Türkmen Cephesi’nde yaşanan ayrılmalar sonucu bu çatı dışında yeni örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Türkmen siyasi literatüründe bu örgütler genel olarak “kukla parti” olarak nitelendirilmektedir. Türk lügatinde benimsenen tanıma göre, “Kukla; kol, bacak, kafa gibi devinmesi gereken yerleri oynatan, sanatçının parmaklarına görünmez bir biçimde iplikle bağlanarak, oynatanın gizlendiği bir yerin üzerinden oynatılmak, konuşturulmak üzere, karton ve benzeri hafif şeylerden yapılmış insan figürlerdir.” Aslında bu benzetme, yeni oluşumların Kürt siyasi rakiplerimiz tarafından ya da daha hafif bir değişle onların desteği ile kurulmuş ve kontrollü politika yaptıkları kanaatinin ağır bir tezahürüdür. Şahsi düşünceme göre, kukla Türkmen siyasetinin ortaya çıkış nedenleri haksız saiklere dayandırıldığı gibi; haklı sebeplerle de ilişkilendirilebilir. Şahsi menfaat ve karakter sorunları bu partilerin kurulmasının en haksız nedenleridir. Buna karşılık, Politik Merkez’imizin yanlış uygulamaları, iç kutuplaşma ve dış etkenler ise kukla dediğimiz bu yeni politik aktörlerin “haklı” ortaya çıkış nedenlerini oluşturmaktadır.

 

Ben, ikinci grup ayrılmaları “Stratejik ayrılma” yada “Zorunlu Hamle” olarak nitelendiriyorum ve haklarındaki kukla yakıştırmasını da doğrusu biraz ağır buluyorum. Özellikle 2003 yılı sonrası apar topar Türkmen Cephesi merkezinin Erbil’den Kerkük’e taşınması ve uzun yıllar Erbil’deki siyasi kurumların ve sivil toplum örgütlerinin kaderlerine terk edilmeleri o dönemde alternatif siyasi arayışı zorunlu kıldığı unutulmamalıdır.

 

Irak’ta; Sünni-Şii çatışması maalesef Türkmenlere de ciddi bir şekilde yansımakta ve beraberinde de Sünni-Şii Türkmen ayrımını ciddi bir şekilde tetiklediği görülmektedir. Bu olgu Türkmen kukla siyasetinin yelpazesini genişleterek yeni boyutlar kazandırmakta ve bunun sonucunda Şii siyasi ve dini merkezlerine bağlı Türkmen siyasi partilerinin yaratılmasına sebep olmaktadır. Bağdatta, 16-17.5.2017 tarihlerinde gerçekleşen Genel Türkmen Kurultayında bu partilerin Bağdat’taki siyasi ve dini iktidara bağlılıkları açıkça görülmekteydi. Oysa Erbil’deki partiler bağımlı oldukları gerekçesi ile bu kurultaya davet edilmemişlerdir!!

 

Giderek artan kukla Türkmen siyaseti aslında siyaset camiamıza ve karar mekanizmalarımıza açık bir anti demokratik müdahaledir. Ayrıca siyasi karar merkezimizin motivasyon ve stratejilerini olumsuz bir şekilde etkilemektedir: Kukla kurumlar ve çok başlılık baskısı sağlıklı ve etkin politika yapmamızı güçleştirmektedir. Dolayısıyla 2000li yıllar öncesinde olduğu gibi, tek çatı siyasi karar merkezine dönüş yapmanın yolları aranmalı. 2000li yılların başında günümüze kadar devam eden parçalanmaları tamir etmek kesinlikle kolay bir süreç olmayacaktır. Farklı coğrafyalar ve siyasi atmosferde yaşamamız, bu süreci güçleştiren başlıca sorunlardır. Ulusal uzlaşmayı tekrar tesis etmek amacıyla geniş katılımlı büyük Türkmen kurultayını toplama çalışmaları başlanmalıdır. Öyle ki; Türkmen toplumunun tüm coğrafi özellikleri ve katmanları dikkate alınarak maksimum temsil sağlanmalı ve çok elzem olmadığı takdirde dışlanmalar yaşanmamalıdır.

 

Ancak bu hedefe ulaşmak iç ve dış politikalarımızda ciddi siyasi revizyon yapmamızı gerektirir. İçeriye ve dışa yönelik güven veren real politikalar üretmeliyız: Hedefimizin başkalarına çelme takmak değil, herkes gibi milli menfatlarımızın peşnde olduğumuzu gösteren yeni politik çizgi yaratmalyız ve bu uğurda masadaki pazarlık güçmüzü sonuna kadar sadece ve sadece milletmizin beka mücadelesi için vakit kayıb etmeden ve PAZARLIK GÜÇÜMÜZ hale devam ederken kullanmalyız. Bunu yaparken de iki temel siyasi olguyuya duygusal değil realiteye uygun analizini yapmak zorundayız. İlki Irak’ın geleceği, ikincisi ise Kerkük’ün yeni konumudur.

 

İlkinden başlayacak olursak, bugüne kadar biz Türkmenler genellikle Irak’ın geleceği ile ilgili real politikalar yerine duygusal yaklaşımlar içinde bulunduk. Irak’ın geleceği ile ilgili tahmin ve analizlerimizde Irak’ın toprak bütünlüğünü ve merkeziyetçi yapısını esas aldık ve savunduk.  Bu yaklaşımımızın temelini Irak’a bağlılık ve sevgi duygularıyla açıklamak gerçekçi olmaz. Biz, gelecekten ve yeni oluşumların bizim için sakladığına inandığımız kötü sürprizlerden kaçmak istedik aslında. Kötünün daha kötüsü endişesi hep aklımızın bir ucunda duruveriyordu. Yani kısaca korkak davrandık ve dünyanın en zor bölgesinde maceralara sürüklenmedik, işin kolayına kaçtık. İlginç olan şu ki; son Bağdat Kurultayı’ndaki delegelerin çoğu yine Irak’ın bütünlüğünden heyecanla bahsettiler. İster istemez bu tavır ne kadar basiretsiz olduğumuzu göstermektedir. Artık şunu aklımıza iyice yerleştirmeliyiz ki; Irak’ın bir bütün olarak devam etmesi İMKANSIZDIR. Bu gerçek Irak Anayasası ile sabitleşmiş, ve Kürtlerin bağımsızlık refrandum kararı dahil ayrılıkçı söylem ve uygulamaları ile de desteklenmektedir. Bu gerçeği başta Irak Hükümeti olmak üzere bölgesel ve uluslararası güçler tarafından kabul gördüğü de bir gerçektir. Galiba ulusal ve uluslararası alanda bu gerçeği kabullenmeyen tek unsur biziz!!

 

İkincisi ise Kerkük’ün statüsü ile ilgilidir. Bu bağlamda şunu belirtmekte yarar var: Kürtler 2003’ten bu yana Kerkük ilinin idaresini ele aldılar. DAİŞ’in ortaya çıkması ile da Kerkük ve çevresinden çekilen Irak ordusu yerini peşmergeye bırakmış, böylece idari yetkinin yanısıra askeri üstünlük de Kürtlerin eline geçmiştir. Geriye ilin siyasi olarak Kürdistan bölgesine dahil edilmesi kalmıştır. Bunu da Kürtler er ya da geç yapacaklar gibi görülmektedir. Kısaca Kerkük ve çevre bölgelerden çekilen Irak ordususu bir daha buralara ayak basması MÜMKÜN gözükmuyor… Hal böyle olunca Türkmen nüfusunun yaşadığı coğrafyanın büyük bir kısmı artık Kürt idaresine geçmişir.

 

Dolayısıyla Bağdat ile Erbil ile olan siyasi ilişkilerimizi bu iki önemli siyasi olguya uygun bir şekilde yapılandırmalıyız. Aksi takdirde geçmişteki hatalarımızı tekrarlamış olur ve uzun yıllar kuklacı politikalara mahkum kalırız. Son sözümde siyasi rakiplerimize şudur, kukla sadece ve sadece geçici ve lokal kazanım sağlar ve hiç bir zaman asıl olan gerçek Türkmen milletinin iradesi yerine geçmez. Uzun vadeli, kalıcı ve verimli sonuçlar, ancak Türkmen halkının asıl iradesini esasa alarak elde etmek mümkündür. Aksi takdirde kazanan taraf olmaz.

Bir cevap yazın