Parlamentonun Hükümet Kabinesi Üzerindeki Etkisi Ne Olur? 

 Ziya Uzeiry

 

Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nde (IKBY) 18 Şubat parlamento oturumu ve başkanlık heyetinin seçilmesinden sonra, öyle görünüyor ki kazan gitgide daha da fazla kaynayacak. Şahsi görüşüme göre KYB içine düştüğü durumdan sıyrılmak için bir formül arayışı içerisine girmiş durumda. Diğer taraftan KYB Genel Sekreteri Birinci Yardımcısı son demecinde KDP’nin intikam aldığını vurgulamıştı. Aslında verilen bu demeç bize 16 Ekim olayları ve cumhurbaşkanı seçimlerinin iki parti arasında bulunan yarayı derinleştirdiğini gösteriyor.  Nitekim daha önce KYB’nin yetkili isimleri tarafınca her iki olayın normal bir şey olduğunu söylemelerine rağmen, bu demeç bize bu durumun anormal olduğunu ve ilişkilere de etki ettiğini söylüyor.

 

Bölgede bulunan siyasi partilerin en büyük sorunu, alt tabakadan partiye üye birisinin kendi görüşlerini, ait olduğu partinin görüşüymüş gibi göstermesi ve sorun yaratması. Bir süredir kulislerde KYB’nin parlamento heyetine katılmayacağı, bunun da sebebinin KDP’nin kendi partisine mensup birisini geçici bir süreliğine seçmesi olduğu söyleniyor. 5 Şubat’ta KDP ve KYB arasında yapılan anlaşmaya göre KYB parlamento başkanlığını alacaktı. Benim kanaatime göre hükümet kabinesi süreci çekişmeli geçecek, belkide bu 2 ay veya daha fazla gibi bir süre alacak. Burada asıl olarak KDP’nin tutumunu unutmamalıyız, çünkü KDP, 18 Şubat’ta gerçekleştirilen oturumdan hemen sonra basın toplantısında asıl olarak parlamento başkanı görevinin KYB’ye ait olduğunu vurgulamış, seçilen başkanın geçici olduğunu ve her iki tarafın anlaşmaya vardıktan sonra KYB’nin başkan adayının görevi alacağını duyurmuştu.

 

Geri dönelim, KDP ve Goran (Değişim Hareketi) arasında 18 Şubat’ta yapılan anlaşmaya. Bu anlaşmayı göz ardı edemeyiz, ki bu anlaşma parlamento başkanlığı heyeti seçimi sırasında Süleymaniye’de imzalandı. Kısacası KDP parlamento seçimi oturumu yapmakla birlikte KYB’ye ikinci golünü atmıştı. Aslında Goran ve KDP arasında imzalanan anlaşmanın mesajı çok net. 16 Ekim olayları ve Irak Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinden sonra KDP attığı adımlar ile aslında bir nevi durumu berabere getirdi, bana sorarsanız öne bile geçti. Çünkü Barzani’nin Bağdat ziyareti, 18 Şubat ve KDP ile Goran arasında imzalanan anlaşma, KDP tarafından KYB için tehlike çanlarının çalındığını ifade ediyor. Açıkça söylemek istiyorum, şu konjonktürde iki ayrı idareye dönüş olanaksız gibi gözüküyor. Çünkü bölge 90’lı yıllarda olduğu gibi gözetimin dışında değil artık. Nitekim hiç kimse açık bir şekilde bölgenin coğrafyasını kolaylıkla değiştiremez. Bundan dolayı en başta KYB ve sonradan da KDP birbirlerine katlanmak mecburiyetindeler. Bundan mütevellit, birlikte oturup anlaşmaya varmalılar. Bana göre anlaşma yapılsa bile uzun sürmeyecektir fakat şu anki krizi gidermek için birbirlerinin kaprisini çekmek durumundalar.

 

İlk defa parlamento başkanlığına bir Türkmen seçildi

 

Kota sisteminin yürürlüğe geçmesinden sonra atılan en büyük adım, bir Türkmen’in parlamento başkanlığına seçilmesiydi. 18 Şubat’ta yapılan oturumdan sonra ”anlaşmalı” bir şekilde Türkmen Reform Fraksiyonu Başkanı parlamento sekreterliği için yapılan oylamada KDP ve kota sistemi parlamenterleri tarafından desteklenerek göreve seçildi. Buradaki asıl mesaj artık KDP’nin, KYB olmamasına rağmen her üç başkanlıkta ciddi adımlar atabilmesidir. Yani KDP, KYB’ye ”sen olmasan da parlamento oturumu yapıp yönetebilirim” mesajını vermiş oldu. Buradan şunu söylemek istiyorum, artık bölgede herhangi bir parti (KDP veya KYB) iki ayrı idare senfonisini çalmaya kalkarsa, sert uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir, bunun da dönüşü olmayacaktır. Çünkü krizin başlamasıyla birlikte bölgede söz sahibi olan ülkeler iki ayrı bölgesel idareye karşı olduklarını belirttiler ve buna karşı geleceklerini söylediler. Asıl olarak Türkmen veya Hristiyanlardan birisinin sekreter olarak seçilmesi ile Komel (İslami Topluluk) veya Goran’dan birisinin seçilmesi arasında çok derin farklar bulunuyor. Çünkü KDP her zaman ilişkilerini kota sistemi ile parlamenter olan partilerle iyi tutmuştur. Bunun ispatı olarak da şimdiye kadar oluşumların ve parlamenterlerin tutumunu göz önünde bulundurabiliriz. ”Kota sistemindeki parlamenterlerin hepsi KDP’li” diyebilirsin, bu ayrı bir tartışma konusu, fakat bir hakikat var ki 10 tane kota parlamenteri alınan birçok önemli kararda KDP’yi desteklemiştir ve öyle gözüküyor ki bu durum gelecekte de aynı kalacaktır.

 

Muna Kahveci ve Muhammet İlhanlı 2’şer yıl olmak üzere parlamento sekreterliği için anlaşma yapmışlar. Buna binayen kota sistemindeki Türkmen Parlamenterler Muna Kahveci üzerinde karar kılmışlar ve böylece Kahveci aday gösterilerek parlamentoya sunulmuş. Yapılan anlaşmaya göre 2 yıl sonra parlamento sekreterlik görevini Muhammet İlhanlı alacak. Bütün bunlar bir tarafa parlamentoda Irak Türkmen Cephesi Fraksiyonu ve Aydın Maruf gibi önemli bir faktör bulunuyor. Parlamento seçiminden önce hemen hemen bütün medya organları Aydın Maruf’un parlamento sekreterliği açısından en fazla olasılığa sahip olduğunu yazıyordu, fakat Maruf seçim günü aday olmayarak bakanlığın onlara daha faydalı olacağını belirtti. Irak Türkmen Cephesi Fraksiyonu diğer Türkmen fraksiyonlardan ayrı olarak güçlü bir mevkiye sahip. Sahip olduğu gücün kaynağı nedir ne değildir? Bu konu tartışmaya açık fakat buradaki asıl hedef sahip olduğu güç değil, hedef bakanlığın verilip verilmeyeceği.

 

Kulislerdeki etkin kişilerden edindiğim bilgilere göre, Irak Türkmen Cephesi Fraksiyonu yeni kurulacak hükümet kabinesinde bakanlık alacaktır. Bahsi geçen bakanlık ise Sanaiyi ve Ticaret Bakanlığı olacaktır ve görev Irak Türkmen Cephesi içerisinde de tek aday olan Aydın Maruf’a verilecek. Buna göre uzun bir sürenin ardından Irak Türkmen Cephesi’nde yürütme kurulu üyesi olan birisine bakanlık verilecektir, bu da KDP ve ITC arasında uzun müddet yaşanan krizlerden sonra olacak.

 

Bir cevap yazın