MEHMET İZZET HATTAT

Ümit Tahsin Şeyhoğlu

 

 

MEHMET İZZET HATTAT  ( 1929-1991)

 

 

Hayatı , Şiir ve Hoyratları

 

1929 yılının ekim ayında Kerkük’te doğdu. 1936 yılında Kerkük Musalla İlkokulu’na başladı. Orta ve lise tahsilini, 1948 yılında tamamladı. Bağdat Güzel Sanatlar Enstitüsü’ne devam etti ve 1952 yılında buradan mezun oldu. Aynı yıl Kerkük’e öğretmen olarak tayin edildi. Emekli olana kadar, bu görevini sürdürdü. Spor sevgisi yanında maraklı olduğu hat sanatında çalışarak Kerkük’ün en tanınmış hattatı oldu.

 

Bu yüzden öğretmenlik mesleğinde resim taşını seçmiştir. Görevini Kerkük’ün çeşitli okullarında emekli olana kadar surdurmuştur.

 

Şiirde divan edebiyatına bağlı kalan MEHMET İZZET zaman zaman hece vezni ve sade bir dil ile halk edebiyatı tarzında ürünler de vermiştir ancak en büyük başarısını horyat dörtlüklerinde göstermiştir.

 

Irak Türkmenlerinin kültür ve edebiyatının geleceğini her zaman düşündü. Şiirlerine eşlik eden hoyratlarının her birisi, sanki bir öykü, bir roman, bir tablo gibiydi. Onun en önemli yanı, ömrü boyunca inanarak bağlandığı ve uğruna zindanlara atılarak türlü ızdıraplara maruz kaldığı milliyetçlik yanıdır.

 

Kerküklüler çok sevip saydıkları, bu milli şahsiyete, üstad diye hitap ederlerdi. 1964 yılında, Atlas Caddesi’nde açtığı hattat dükkânı, akşamları adeta bir kültür evi gibi sanatçılar, Türkmen şahsiyetler ve önde gelen işadamları tarafından dolup taşardı.

 

Orası bir Türkmen yuvası sayılırdı. Onun en önemli yanı, ömrü boyunca inanarak bağlandığı ve uğruna zindanlara atılarak türlü ızdıraplara maruz kaldığı milli değerlere önem vermesiydi. Aşk ve sosyal konuların yanında, dini şiirler de yazmıştır. Yazdığı bu güzel şiirler yüzünden, 1980 yılında hiçbir suçu olmadan Bağdat yönetimi tarafından tutuklandı . Yedi yıl da hapse mahkum edildi. Yedi yıl zarfında kendine yapılan ağır işkenceler sonucu yakalandığı hastalıklardan kurtulamadı ve 28 Temmuz 1991 tarihinde Kerkük’te vefat etti.

 

Irak Türkmen Edebiyatı’nda yetişen en iyi şairlerden birisidir. Yalnız şiirleriyle kalmayıp, ayrıca hat, resim ve çeşitli boyama işlerinde de üstün yeteneğe sahiptir.

 

BABA GÜRGÜR

 

Şehirlerin en güzeli yer yüzünde sultansın

 

El yarasın sağaltırsın emsalı yok lokmansın

Başı sıcak bir babasın evladına duşmansın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

Şu divane gönlümüzün ufkunda bir fenersin

Uzaklardan altun gibi ışıldarsın yanarsın

Ben kapuna yüz sürerken karalırsın sönersin

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

 

Aşıkların hasretle yandırırsın yakarsın

 

Seni candan sevenleri felakete sokarsın

Şu toprağın evladına bir yad diye bakarsın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

 

Biganeye gülşanesin sulu süslü bir bağsın

 

Tabiatin vasfettiği bir ezeli çırağsın

Güzelliğin ilahidir elim yetmez ırağsın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

Sabah doğsa kara duman göklerine dayarsın

Gün batarken ufkumuzu kızıl kana boyarsın

Şu günahsız bağrımızı oyum oyum oyarsın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

 

Babagürgür ışıkların her yanına yayarsın

Yürt taşların cefa çeker sen ağyara uyarsın

Toprağına can vereni bir yabancı sayarsın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

Kanım rengi lalelerin sabah erken açarsın

Gögerince büyülünce şu bağrımdan içersin

Yamaçların kap karanlık nurun ırağ saçarsın

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

 

Suyu kevser taşı cevher diyarların merdisin

 

Madeni saf nesli ulu dedelerim yurdusun

Suyun derman yerin altun duşmanların kurdusun

Ne geçilir ne çekilir senin derdin Kerkük’üm

 

 

MAZLUM BENİM

 

Doğru divane benim aşinadır dağlar bana

 

Yuvasız kuşlar gibi mesken olmuş bağlar bana

Anlasaydı macramı zindanda Yusuf hemen

Unuturdu öz derdin ah çekip ağlar bana

Yar yanağın benzetirken baksam çöller karına

Siyah olur bahtım gibi o anda ağlar bana

Şerabı aşka koşarken sahrada susuz gibi

Kılavuz karga olur yol gösterir zağlar bana

Öyle talihsiz bendeyim yer yüzünde yok eşim

Geçerken taş çalıyor divaneler sağlar bana

Badei aşk içmışim bir kimse bilmez derdimi

Öyle divane desinler gittikçe çağlar bana

Kendine mazlum söyleme görmeyince halimi

Gözlerinden fışkırır kan titrer dudaklar bana

Bahtıyarsın sen bügünde soyadın Mazlum deme

Gün kararmış ay tutulmuş sonmuş çırağlar bana

Öyle zebun etmiş ki HATTATI zülfün bir teli

 

Kırardım bağlı olsaydı demirden bağlar bana

 

 

Irak Türkmenlerinin gönlünde ebediyen yaşayacak olan Üstad Mehmet İzzet Hattat’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz , huzur içinde yatsın…

Bir cevap yazın