Kazancı: Bağdat’ın zafiyeti yüzünden birçok insanımız katledildi

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Kerkük İl Başkanı Kasım Kazancı özellikle 16 Ekim sonrası Türkmenlere yönelik düzenlenen suikastlere ilişkin Tba’nın sorularını yanıtladı.

 

Son zamanlarda özellikle de 16 Ekim sonrası, Türkmenlere yönelik suikast saldırılarının arttığı görülüyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Bütün Türkmen milletinin malumudur ki 16 Ekim’den önce Kerkük’te maalesef ırkçı ve kötü bir idare mevcuttu ve söz konusu yönetim Türkmenlerin hakkını çiğniyordu. Çok sayıda gencimizin ve kadınlarımızın atanması engellendi. Irak Türkmen Cephesi ve partimize mensup tüm üyelerimizin temel ajandası Türkmen milletine hizmettir. Halkımızın atama meselesini takip ediyoruz. Hizmete devam edeceğiz ve asla vageçmeyeceğiz.

 

Daha önce valinin verdiği Yahyava’da kurulan göçmen kampı, milletimiz ve Cephemiz tarafından kuruldu. Eski döneme dönmek istemiyorum, o başarısız yönetimin yok olması yeterlidir. Yanlış bir yönetimdi.

 

16 Ekim’den sonrası için umudumuz yüksek bir seviyede. Herkesin kendi konumuna dönmesini istiyoruz. Bize ait konum ve pozisyonlarımızın kesinlikle geri verilmesini istiyoruz. Pozisyondan kastım; Eğitim Genel Müdürlüğü, Kerkük İl Meclisi Başkanlığı, istihbarat ve ilçe meclisi başkanlığı gibi görevlerin tekrardan bize geri verilmesini istiyoruz. Buna benzer çok sayıda pozisyon var. Özellikle güvenlik birimleri ve devletin bütün kurum ve kuruluşlarında eşitliğin sağlanmasını istemekteyiz. Bugüne kadar ne yazık ki bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

 

Irak İçişleri Bakanı 16 Ekim’den yaklaşık 2 hafta sonra ITC’yi ziyaret etmişti ve karşılama heyetinde ben de yer alıyordum. Orada isteklerimizi tek bir cümleyle ifade ettik. Kerkük’te “yüzde 32” projesinin uygulanması. “Yüzde 32” uygulandığı zaman Türkmenlerden ve devletten birer heyet oluşturularak, görev dağılımı düzenlenecektir.

Bakan, 10 gün sonra tekrar Kerkük’e geleceğine dair söz verdi ama ne yazık ki gelmedi. Yeni yıla girdik, hala hiçbir şey için sorgulama yapılmadı. Eski dönemlerde Kerkük’te meydana gelen herhangi bir sorun ile birlikte askerlerimiz caddelere inerdi çünkü o dönem hükümetin elinde silah yoktu. Böylece askerlerimiz sayesinde büro ve okullarımızı koruyorduk.

 

16 Ekim’den sonra devlet bize, silahların devlette bulunmasına yönelik istek sundu. Biz de o isteğe saygı duyduk. Tabi ki silah devlette olmalı ve devlette olduğu zaman bizim inancımız da ona karşı tam olacaktır ancak aynı zamanda terör örgütlerinde de silah olmaması gerekir. Terör mensuplarında silah olmazsa bu tür saldırılar da olmaz. Özetle, biz bu isteğe saygı duyduk ve duymaya devam ediyoruz ama Bağdat ne yaptı? Ne yazık ki hiçbir şey yapmadı.

Bir süre önce akşam saatlerinde ITC Kerkük İl Başkanlığına bağlı Bulava sorumlumuz, eşi ve 3 çocuğuyla birlikte evine geri döndüğü sırada silahlı saldırıya uğradı. Kardeşi yaralandı, eşinin alnını kurşun sıyırdı ancak şükür ki herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

 

Bu gibi olaylar yaşanıyorsa, devletin üzerine düşen bir şeyler olduğu anlamına gelir. Silah konusu, “teftiş” aramalara tabi tutulmalı. Kerkük’ün içi ve etrafında halen daha bazı terör örgütleri mevcut ve bazı bölgelerde dolaşıyorlar. PKK veya başka bir örgüt, biz bu memlekette elinde silah olanları ve terör örgütlerini katiyen istemiyoruz.

 

Bağdat’ın zafiyeti yüzünden 16 Ekim’den sonra çok sayıda vatandaşımız katledildi, kimisi yaralandı. Çok sayıda halkımız suikaste uğradı ve rabbime şükürler olsun ki bazı suikast girişimleri de başarısızlıkla sonuçlandı. Bir ay önce Hay El-Askeri’ye bölgesi sorumlumuz Aladdin Abdulmaksud Ali şehit edildi. Ardından Kerkük Üniversitesi’nde öğretim görevlisi kardeşimiz Ali Elmas, gündüz saatlerinde memleketin göbeğinde susturucu silahla şehit edildi.

 

“Hedef tahtasında kim var?” diye bir soru sorarsak, hemen hemen sadece Türkmenler. Biz Türkmenler memleketi bölmeye çalışanlara karşı durduk ve durmaya da devam edeceğiz bunun da bedelini ödüyoruz. Sadece Kerkük veya Türkmeneli değil biz Irak’ın tamamının bölünmesini reddettik. Şöyle bir tarihe dönüp bakarsak, Sultan Abdülhamit Han Hazretlerinin adı Filistin’i satmadığı için tarihe geçti. Biz de Irak Türkmenleri olarak Irak topraklarının bölünmesinin karşısında durduk ve bu yüzden tarihe gireceğiz ve girdik de.

 

Bizim devletten talebimiz durumu gözden geçirmesi. Silah sadece devlet elinde kalsın ve devlet bu bölgeyi korusun. Eğer ki bunu yapamıyorsa bizim bir alternatifimiz var, bölgede Türkmenlerden oluşan bir güç kurulsun ve İçişleri Bakanlığına bağlı olsun. Silahlandırılmaları ve maaşları onlara bağlı olsun.

 

Biz Türkmenler bunu yapmaya hazır. Eğer devlet bizi savunamıyorsa, biz kendimizi 16 Ekim öncesi gibi şimdi de savunabiliriz. Biz her zaman bunu dedik, Irak Türkmen Cephesi olarak sivil bir partiyiz ve sivil bir milletin partisiyiz. Demokrasi, insan hakları ve medeniyetten yanayız. Nitekim bazı şeyler A planıyla yapılmıyorsa, B planıyla yapılabilir.

 

Peki Irak hükümeti bu talebinizi yani Türkmenlerden silahlı bir gücün oluşmasını nasıl karşılıyor?

 

Irak hükümeti, “biz bölücü tarafları Kerkük’ten çıkardık” diyor. Devlet olarak ordumuz var gücümüz var ve istihbaratımız var. Bizim bu milleti savunmamız gerekir. Ama biz hükümetin bazı yerlerde açık verdiğini görüyoruz. Biz alternatifimizi sunduk, gücümüzün olması lazım. Devlet yapamıyorsa biz yapmalıyız. Devlet yardım veya asker isterse bizim insanlarımızı alması lazım çünkü bizim insanımız bölgesine ve yurduna daha hakim. Devlet şu ana kadar “biz yaparız, biz koruruz” diyor ama biz de devlete “sizin bazı yerde açığınız var yapamıyorsanız bırakın biz yaparız” diyoruz.

 

Türkmenlere karşı düzenlenen suikastler sizce kim veya kimler tarafından yapılıyor?

 

Bunu devletin bilmesi gerekir. Net bir şekilde kimin yaptığını bilemeyiz. Buradan çıkan ve zarar gören bölücü insanların eli olabilir, başka terör örgütleri burada dolaşıyor onlardan olabilir. Hükümetin de zaafiyeti bunlara yol vermesidir. Net olarak kimin yaptığını bilsek kendimiz gerekeni yaparız. Bu tarz olaylara yol açan birçok şey var, örneğin buradan çıkan başarısız “fasik” yönetimin adamları hala burada ve emniyette de çok sayıda çalışanları var. Hala görevlerinden atılmamışlar, belki onlarla çalışıyorlar.

 

Buyurun Tuzhurmatu çevresinde de DEAŞ bitti ama yeni bir grup çıktı. Bu nedenle herkesten ve bütün milletlerden silahlar geri alınmalı ve devlet her yeri kontrol etmeli, aksi halde bu sorunlar aynen devam edecektir. Birçok eve hırsız girdi, bunu kimin yaptığını istihbarat ve devletin bilmesi gerekir, biz bilseydik devlete söylerdik zaten. Hükümet bizleri korusun çünkü biz onlarlayız, Bağdat’ı destekliyoruz. Biz Türkmenlerin korunmasını ve haklarını istiyoruz. Bundan taviz vermedik, vermeyiz de.

Irak Türkmen Cephesi olarak Türkmenlerin doğru temsilcisi bizleriz. Bağdat’ta iki milletvekilimiz var, Kerkük İl Meclisi’nde üyelerimiz, genel müdürlerimiz var, boşuna buralara kadar gelmedik. Arkamızda bir millet var. Bizim de bu milletin yanında durmamız gerekiyor ama devletle birlikte.

Haber: Ali Antar

Foto: Çoban Timur