TKO’nun Kuruluş Yıl Dönümünde Sanan Ağa’yla Söyleşi

Türkmen Kardeşlik Ocağı’nın kuruluş yıldönümünde ocağın kurucularından biri olan Sanan Ahmet Ağa ile uzunca bir söyleşi yaptık. Tba takipçileri röportajı video halinde bu akşam saat 20:00’de www.tbajansi.com sayfasından ve facebook hesabından izleyebilir.

 

 

Türkmen Kardeşlik Ocağı-Erbil Kolu (TKO) kuruluşunu ve sizi ocağı açma mecburiyetine iten etkenleri anlatır mısınız? Sizinle beraber yola çıkan arkadaşlar kimlerdi?

 

Davamız bugünden başlamıyor veya 1974’ten de başlamamakta. Zaten birinci ve ikinci dünya savaşından sonra devletler kuruldu, Osmanlı toprağı parçalandı. Irak devleti kurulduğu zaman, süper güçler diğer milletlerin başkaldırıp “ben varım” dememesi için bir strateji geliştirdiler. Bu uzun bir konu, fakat konumuz ile ilgili olduğu için özet geçmek faydalı olacaktır.

 

Osmanlı toprakları devletlere bölündüğü zaman biz İngilizlerin hakimiyetindeki bölgeye düştük, İngiliz yöneticiler Irak hükümeti kurulmadan önce geldiler.  İngilizler, Irak’ta Arap milliyetçiliğine dayanan bir hükümet kurma siyasetini uyguladı. Fakat ülke ayrı oluşumlardan oluşuyordu, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Asurlar ve diğerleri. Vatandaşlık düşüncesi yerine, o dönem hükümet başında olanlar Arap milliyetçiliğine odaklandı. Bu nedenle vatandaşlık kimliği ikinci safhaya geriledi, bunun tersine milliyetçilik kimliği ilk safhaya yerleşti, artık herkes kendisini düşünmeye başladı. Öyleki Kürtler’e Kürdistan ve Büyük Kürdistan’ı kurma hakkına sahip olduklarını söylediler, nitekim süper güçler isteseydi, ülke sınırlarını kurdukları zaman Kürtler için de bir devlet kurabilirdi.

 

Araplara ise “Hilafet neden Türklerde? Sizde olmalı.” dediler. Oysa ki savaş bitti hilafet hayata geçirilmedi ve hepsini tek haritada parçaladılar.

 

Osmanlı toprağına baktığınız zaman Araplar da aynı topraktaydı, Kürtlerin de bölgeleri aynı toprak içerisindeydi. Herhangi bir parçalama yoktu. Bu nedenlerden dolayı “Irak’ta Türkmen yok” diyerek bizi inkar ettiler. Musul vilayeti sorunu hala var ve anlaşmaların ne olduğunu da herkes biliyor.

 

Bütün bunlara karşı Türkmen milleti varlık mücadelesini vermeye başladı. Irak devletinin kuruluşundan bu yana yürüttüğü politika ve strateji Türkmen’i inkar etmek. Türkmenler ise bunun mücadelesini hep vermiştir.

 

Bizim ağabeylerimiz kendi durum ve imkanlarına göre bunu savunmuştur. 1959 yılında Kerkük Katliamı olduğu zaman devlet Türkmen Kardeşlik Ocağı’nda (Nadi Axa Turkmani) bir radyo evi açtı. Arapçada “Nadi” olarak geçiyor, yani kulüp. Ama bizim ağabeylerimiz iç tüzüğünü örgüt olarak yazdılar. İç tüzük milli davanın savunucusu rolünde. Daha sonra kulüpte talebe teşkilatları kuruldu, kültürel faaliyetler başladı ve Kardeşlik Dergisi hayata geçirildi.

 

 

Biz bu Arapça ismini Türkmence’ye çevirdiğimizde “Ocak” olarak kullandık, kulüp demedik. Hükümet bize izni kulüp olarak verse de ağabeylerimiz bunun çevirisini “ocak” olarak yaptı.

 

Aslında her iki taraf bunun farkındaydı ama susmayı tercih etti. Seneler geçti ve 1970 yılında Türkmen İlerleme Hareketi rahmetli Abdüllatif Benderoğlu’na verildi. O zaman Benderoğlu dil, milli dava ve tarih konularında kusursuz bir çalışma yürüttü, aynı zamanda da gazete basıldı.

 

 

1974’te kendimizi toparlamak adına bir fırsat doğdu, parti açıp milleti ikiden üçe bölmektense Erbil’de Türkmen Kardeşlik Ocağı’nın açılmasını tercih ettik. O dönem Yurt gazetesi ile bağlantımız vardı, Türkmen davasını kim destekliyor ve yürütüyorsa, bayrağı kim kaldırmışsa ona destek ilkemizdi. Grupçuluk bizde yoktu, aynı zamanda bölgecilik de yoktu, sadece “biz” vardı. Türkmene yararı dokunan her çalışmayı destekledik. Ama zıtlaşmadan korunduk ve bu halen devam ediyor. İlk idare heyeti birlikte çalıştık, biliyorsunuz kartal kanatlarıyla uçar, ama kanatlarında tüy olmazsa uçamaz. O dönem ağabeylerimiz vardı, örneğin idare heyetinde Hurşit Arslan abi, Hamza Ağa (Hurşit Arslan’ın kardeşi), Salah Merdan, Haydar Seyit Garip, Cemal Efendi, Hacı Kareni, Muhsin Efendi, Fahrettin Muhittin Bey ve ben.

 

İlk idari heyet 1975’te kuruldu, iznimiz ise 31 Aralık 1974’te çıkarıldı. İlk aydan itibaren faaliyete başladık. Üstelik henüz çalışmalarımız için ev bile bulamamıştık. Dönemin kanunlarına göre eğer 1 ay içerisinde çalışmalara başlanılmasaydı, izinler geri alınıyordu. Bu nedenle çalışmalara avukatlık büromda başladık. Şöyle enteresan bir olayı anlatmak istiyorum; o yıllarda ofisime 90 yaşlarında birisi geldi. Üzerinde Murat Han kıyafeti cebinde köstekli saat, adı Derviş Ahmet’ti. Ben önce hukuki bir davası olduğunu sandım, kendisini buyur ettim, herhangi bir davasının olup olmadığını sordum, döndü dedi ki, ”İşittim Türkmenlerin adını yazıyormuşsun, Ocak kurmuşsun, ben de adımı yazmaya geldim.”. Bu çok güzel bir tabloydu, Allah meftah olanlara rahmet eylesin.

 

Burada bir konuya değinmek zorundayım, milli dava ayrı, particilik ayrı şeyler. Milli dava geniş bir yelpaze ve particiliğin üstündedir. Milli dava dediğin zaman bütün Türkmen’e sahip çıkıyorsun. Türkmen’e sahip çıkıyorsan, bütün halka sahip çıkman gerekiyor. Türkmen yararına bir şey yapmak istiyorsan, diğer milletlerle dostluk oluşturan bir ortam kurman gerekiyor. Eğer dostluk, empati ve birbirini kabullenme olmazsa, o zaman Türkmen’e ve milletine herhangi bir faydan dokunmaz. Aynısı diğer milletler için de geçerli.

 

O nedenle biz bunu geniş bir alan olarak tuttuk, milli davada parti ve dernekler olur, fikir tartışmaları yaşanabilir ve aynı zamanda herkes birbiri ile rekabete girebilir. Fakat milli düşünceye sahip olanlar  için bu tür şeyler söz konusu değildir. 11 Kasım 1969 yılından beri kurucusu olduğum Kurtuluş ilkelerinin biri, ”kim olursan ol, nerede olursan ol, yeter ki milli davanın yanında ol”. O nedenle bizim için partiler arasında herhangi bir fark yok. İster ITC’de olur veya dışında olur, ister bağımsız olur. Atılan adım milletimizi ve davamızı ispat etmek içinse biz onu destekleriz.

 

 

Şüphesiz ki TKO-Erbil Kolunun kuruluş tarihi hassas bir dönemdi, karşılaştığınız siyasi ve sosyolojik sıkıntılar nelerdi?

 

Irkçılık her millette olduğu gibi muhakkak Türkmenlerde, Kürtlerde, Araplarda ve Hristiyanlarda da vardır. Bizim hükümet Arapçılık yapmaya başladığı zaman Kürtler de kendilerini savunma amacıyla aynı şeyi yaptılar. Aynı zamanda içlerinde olan bazıları Türkmenleri onların varlığına tehdit veya iktidara ulaşmalarına tehdit olarak gösterdi. Biz bu baskıları gördük çünkü bizleri, Musul vilayetini Türkiye’ye bağlamak istiyorlar diye suçladılar. Bizim bütün dünya Türkleri ile ırkımız birdir. Zaten o dönemde Türkiye harpten çıkmıştı ve henüz kendi ayağı üzerinde duramamıştı.

 

Buna karşılık biz de onlara Arap ülkelerini örnek gösterdik ve onların da aynı ırk olduklarını hatırlattık. Aynı zamanda bizim de dünya Türkleri ile aynı ırk olduğumuzu fakat Iraklı olduğumuzu belirttik. Daha sonra 1960’lı yıllardan sonra biz ”milli kimlik altında siyasi ve milliyetçi haklarımızı savunuyoruz, sınırımız Irak sınırıdır, bayrağımız Irak bayrağıdır” ilkesini savunduk. Bu şekilde biz devletin uyguladığı baskı ve asimilasyonları savurduk. Yine de bazı insanlarımız şehit oldu, bu olaylar suç mahiyetinde işlendi, zaten her etkinin bir tepkisi vardır. Keşke bunlar yaşanmasaydı ve anlaşılabilinseydi. Esasen milliyetçi bir parti olmayan komünist partisi, Erbil ve Erbil bölgelerinde Kürtçülük yapmaya başladı.

 

Biz hiçbir zaman Kürtleri inkar etmiyoruz, her kim ki kendi varlığını ispatlama peşindeyse başkasını inkar etmemeli. Biz kendi içimizde olan ırkçılığı ve herkesi reddedenlere karşıyız. Aynı zamanda Türkmen’i reddeden ister Arap ister Kürtlere veya Hristiyanlara da karşıyız. Bizi inkar edenlere kendimizi belgeler ve tarihsel bilgilerle ispat ettik. Bizim ilkelerimizden birisi, ”madem ki her savaşın sonu barış ise, biz barıştan  başlarız”. Savaşla bir yere varılamaz, zaten süper güçler bütün milletleri savaştırır ki kendisi hakimiyetini sağlasın. Irak devletinin kurulmasından bu yana bunun faturasını ödedik, devletimiz var ama sadece isim olarak çünkü devlet kurumlarımız yok.

 

Neden şimdi herkes birbirini kesiyor? Kimin için kesiyor? Birbirleri için mi yoksa dışarıdan gelen güçler bu insanları emrivaki ile bu duruma getirerek birbirlerini kabul ettirmiyor? Biz bunu her zaman söylüyoruz, biz güvence rolünü üstlendik, Türkmen-Türkmen veya Türkmen-gayri Türkmen kan davasını engelledik. Türkmenleri birbiriyle kan davalı yapmak için çok çalıştılar, ama biz buna engel olduk.

 

Örnek olarak Irak Milli Türkmen Partisi’nin (IMTP) içinden Birlik Partisi ayrıldı ve sonuç olarak aralarında silahlı çatışma yaşandı. Birlik Partisi Başkanı Riyaz Sarıkahya’ydı, diğer taraftan IMTP’nin Başkanı ise  Muzaffer Arslan’dı fakat mevcut olarak Yaşar İmamoğlu vardı. Silahlı çatışma Erbil’in İskan semtinde yaşandı ve orada Cevdet Neccar yaralandı. Daha sonra ITC’nin kuruluşunda yine bir güçlenme hareketi başlattık, o dönem Sinan Çelebi ITC Başkanıydı, Ferit Çelebi ise Türkmen Bağımsızlar Hareketi Başkanıydı, yine de Mustafa Kemal Yayçılı ve Riyaz Sarıkahya  ile arasında Erbilli-Kerküklü çatışması başladı.

 

O çatışmada birisi yaralanarak yatalak oldu, bir kişi de hayatını kaybetti ayrıca 17 kişi yaralandı. Biz o dönem bu çatışmayı da engelledik. Bu bizim için gurur yeri. ITC başkanlığını teslim aldığımız zaman bizden önce 3 kez Cephe’ye saldırı oldu, yağmalandı ve insanımız öldü. Hamdolsun ki biz bunların hepsini önledik ve herkesle kardeş olduk, fakat kimsenin ne kölesi olduk ne ona tabii olduk ne de kimseyi kendimize köle ettik. Eşitlik insan olarak hakkımız, biz bu hakkı savunuyoruz.

 

 

Siz kurulduğu yıldan itibaren 1996 yılına kadar TKO Erbil Kolu başkanlığını yürüttünüz. Halk tarafından bilinen bir gerçek var, aslında Ocak’ın kültürel faaliyetleri yanı sıra, her zaman siyasi bilinçlendirmelerinin de olduğu görülüyor, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Aslında biz bu meseleyi her zaman dile getirdik ama sanki biraz anlaşılamıyor. Ocak milletin yeri, bütün siyaset ve milletin geleceği ayrıca varlığıdır. Örnek olarak Türk Ocakları, Türk dünyasında particilik olmadan vardı. Partilere ve derneklere baktığınız zaman aslında onların ocaklardan geldiğini görüyoruz. Türkmen Kardeşlik Ocağı aslında Türk Ocaklarından bir ocak. Ocağın da işi, bir anne gibidir, dernekler ve partiler ise bu annenin evlatlarıdır. Ocağın düşüncesi bağımsızdır, fakat siyasi veya bağımsız partileri ve dernekleri kucaklar mücadele yolu gösterir. İstedik ki Ocak kimliğinde kalsın, o dönemde bizim arkadaşlar IMTP ile hem partide, hem de Ocak’ta üye olsunlar diye anlaştılar. Bu durum bizim düşüncemize ters düştü, çünkü Ocak bağımsızlığını ve Ocak olma sıfatını kaybeder ve partileşir.

 

Ocak dediğimiz zaman yukarıdadır fakat partiler aşağıda çünkü fikirler ocaktan çıkar. Biz ITC’yi kurduğumuz zaman Ocak’a benzetmek istedik ki herkese kucak açsın, o ayrı bir konu onu zamanı geldiğinde tartışırız. O nedenle bizim arkadaşlarımız her iki tarafta olmayı ısrar ettiler, partide olduğun zaman sen o partiye üyesin ve kararlarını uygulamak zorundasın, diğer taraftan Ocak’tasın ve eğer alınan siyasi karar Ocak’ın düşüncesine ters gelecekse nasıl değerlendireceksin? İkilem olmasını istemedik ve bizim amacımız davaya hizmet etmek, kim ”ben daha iyi hizmet ederim” diyecekse buyursun alsın bayrağı, fakat yanlış yaptığı zaman bu yanlışı söyleme cesareti de olmalı. Ondan dolayı 1996 yılında dedik ki buyurun siz devam edin ama biz hatasıyla sevabıyla içinde olmayacağız, daha sonra bir bildiri yayınladık ve konuyu anlattık.

 

Eğer bu meseleyi ben-sen yaparsak birbirimize karşı gelmemiz gerekiyordu. Bu nedenle de diğer Arap partiler gibi koltuk adına rekabet ediyor durumuna düşecektik, hayır bunu yapmadık ve dedik ki buyurun hepsi sizin için. Ama ne yazık ki o günden sonra hem IMTP hem de Ocak çöküşte ve hala düzelmedi. Biz buna üzülüyoruz, elbette ki arkadaşlarımıza da üzülüyoruz çünkü onlar bizden.

 

Uzun bir süre TKO-Erbil Kolu başkanlığını yürüttünüz, sizin düşüncenize göre TKO-Erbil Kolunun kültürel kimlikten siyasi kimliğe geçmesi doğru muydu? Sizce bu doğru bir strateji miydi?

 

Siyaseti partiler yapıyor, bu partilerin iç tüzüğüne bakarsak millete sahip çıkmayı, eğitimleştirmeyi, savunmayı ve hedefine ulaştırmayı görürsünüz. Ocak’a da baktığınız zaman partilerin yaptığı işler Ocak’ın yapacaklar listesindeki bir bölümü, ama hükümete katılmak için partiler konu olmuştur, Ocak daha fazla kültürel bir durum kazanmıştır. Yine de bu Ocak’ın parlamentoda aday çıkarması için bir engel değil, fakat ikisini aynı kefeye koyamazsınız. Bazı insanlar partizanlıktan kaçınırlar, peki onlara ne yapacaksınız? Ancak Ocak’ı bırakırsan, açık bir şekilde bunu yapabilirsin.

 

Ocak’ta sadece siyasi meseleler değil, yardım kolu, edebiyat kolu ve teşkilatımız da vardı. Biz bağımsız Türkmen Yardım Örgütü’nü de kurduk ve 6 bin üstü öz Türkmen aile kayda geçirdik. Birileri bunu örtbas etmek istiyor ama hayır. Bu kayıtlar üç bölümden oluşuyordu, birincisi ailede kadın ve erkek Türkmen’di. İkinci bölüm, erkek Türkmen ve kadın ise Kürt’tü. Son ve üçüncü bölüm ise erkek Kürt’tü ama kadın Türkmen’di. Buna ek olarak 47 aile belirledik ki bu insanlar büyük babaları zamanında Erbil’de doğmuştu. Aynı zamanda yandaşlar vardı ki bunlar Türkmen değillerdi, Hristiyanlar, Ermeniler vardı. İlk dünya savaşından Erbil’e gelenler ve kendilerini Türkmen sayanlar vardı ve Kürt kardeşlerimiz de vardı. Bu arşivler çürümesin diye adaylara ve örgüte kitap haline getirmelerini söyledik ama ne yazık ki şimdiye kadar bunu yapmadılar. Bazıları ellerinde belgeleri yok ama iddiaları var, fakat bizim elimizde belge var ve bu belgeler Ocak heyetinde, umarız ki buna sahip çıkarak ve kitap haline çevirirler.

 

O 6 bin ailenin belgeleri halen mevcut. Herkesin kütüphanesinde olması lazım. Bugün çocuklarımız geldiği zaman bakıyor ki babası veya dedesi Ocak üyesiymiş. Niye bu örtbas olsun? Neden silinsin? Bu Türkmenlere ve Ocak’ın çalışmalarına karşı yapılan bir haksızlık.

 

DEAŞ Erbil’e gelecek dendiği günlerde dönemin Bölge Başkanı Mesut Barzani ile bir telefon görüşmeniz olmuş, o konuşma nasıl cereyan etti?

 

Sayın Mesut Barzani Mahmur’dayken ben kendisini telefonla aradım, hazır olduğumuzu, “Mahmur’a gelerek, sizinle beraber memleketimizi korumaya hazırız.” dedim. İkinci gün ihtiyaç dahilinde bana 

 

haber vereceğini bildirdi. Ayrıca Erbillilere Erbil’i terk etmemelerini söylememi istedi. Ben de “Hayır Erbilliler çıkmayacaklar ve şehri de bırakmayacağız, herkes Erbil’de şu anda.” dedim. Bu bizim görevimiz, Irak’ta durum aynı. Niye insanlar kesilsin, biçilsin, aç kalsın? Muhalefet geldiği zaman iktidarı kesiyor, niye biz bu düşünceden kurtulmayalım? Ne zamana kadar birbirimizi keselim? O iktidar da Iraklı, muhalefet de aynı şey. Sen git destek ol, ayna ol, o zaman iktidar da seni kabullenmek zorunda.

 

Büyüklerimizin dediği gibi “İki akıl bir akıldan iyidir”, iki ayna aracılığıyla kafanın arkasını görebilirsin, fakat bir ayna ile sadece önünü görürsün. Ayna olmazsa göremezsin. 

Röp: Ziya Uzeiry 

Bir cevap yazın