İslam terörü diyenler, Hristiyan terörü diyemedi?

Mehmet Ferit Erbiloğlu

 

Yeni Zelanda katliamından söz edeceğimi başlıktan muhakkak anlamışsınızdır ancak yazımda başlıktan biraz uzaklaşarak birkaç farklı noktaya da değinmeye çalışacağım.

 

Aslında mesele sadece 15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’nın Christchurch kasabasında, Brenton Tarrant adında azılı bir teröristin düzenlediği o aşağılık eylem değil. Asıl mesele, ya bu terörist Müslüman olsaydı ve benzer eylemi bir kilise veya sinagogta gerçekleştirseydi?

 

Yine batılılar başörtüsüne sarılırlar mıydı?

 

Bu teröristin camiye saldırması tabii ki manidar ancak batı, bu teröristin “ilham aldım” dediği 2011 yılında Norveç’te 77 kişiyi öldüren Anders Breivik olayında da sergilediği davranışın aynısını son olayda da sergiledi.

 

Batı ne yaptı?

 

Önce olayın ilk başta terör eğlemi gibi olduğunu fısıldasa da kişiye neredeyse hiçbir batı medyası terörist demedi. Çünkü medya farklı kulplar bulup halka bu teröristi “psikolojik sorunları olan, sağlıklı bir yaşam sürmeyen, kötü bir çocukluk dönemi geçiren, akli dengesi yerinde olmayan” biri olarak servis etti. Ancak hiç kimse, bu teröristin hangi kiliseye gittiğini, hangi okulda yetiştiğini, hangi inanca sahip olduğunu ve özellikle din mensubiyetini konuşmadı çünkü o zaman onların da İslam terörü tanımının aynısını Hristiyan veya Yahudi terörü olarak tanım yapması gerekiyordu.

 

Batı bu krizi bir kez daha iyi yönetti ve ilk olarak başrole Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern seçildi. Ardından İslam terörü diye bağıran batılıların büyük bir kısmı adeta bir melek kesilip o gericilik diye nitelendirdikleri başörtüsüne sarıldı.

 

Başbakan başörtüsü taktı, mecliste Kuran okuttu, televizyonlarda ezan dinletildi ve böylece hepimiz o iğrenç terör eylemini unutup bunları konuşur olduk. Yani saldırıyı, öldürülenleri, saldırganı unutturup, hepimiz Başbakan Jacinda Ardern’i izledik ve  hatta ona karşı bir anda sevgi beslemeye başladık.

 

Benim yazımda her şeyin bir oyun olduğunu ima etmek gibi bir niytim yok nitekim, yukarıda adı geçen bu iki terörist ve iki terör eylemini İslam inancına mensup bir kişi yapsa, ilk önce dini inancı ile öne çıkarılır ve İslamla terörü ile sistematik ve bilinçli bir şekilde bağdaştırılırdı.

 

Peki DEAŞ terör örgütü Musul çevresinde bulunan Hristiyan köyleri işgal ettikten sonra onlara Müslümanların kucak açtığını hiç bu kadar konuştuk mu?

 

DEAŞ’tan temizlendikten sonra, Musullu yine İslam inancına mensup gençlerin o kiliselerin tepesine bir kez daha haç diktiklerini konuştuk mu?

 

Yezidilere yapılanların ardından “Hepimiz Yezidiyiz” sloganlarını atan İslam dinine mensup insanlardan bu kadar bahsedildi mi?

 

Terörist İslam kökenli olunca “İslami teör veya Terörist” Hristiyan veya diğer inançlara mensup olunca “sapkın eylemci, akli dengesi bozuk” tanımlarının yapılmasının ne kadar iğrenç bir yaklaşım olduğunu hepimiz görüp dile getirmeliyiz ve artık bu tür oyunlara gelmemeliyiz. Terörün dini olmaz deyip, nerede bir terör eylemi gerçekleşirse, hep birlikte terör ve teröristi lanetlemeliyiz.

Bir cevap yazın