HEP SONRADAN SONRADAN

Mehmet Ferit Erbiloğlu
Belkide insanoğlunun geninde vardır hep sonradan değer bilmek. Çünkü hepimiz duymuş görmüş veya şahit olmuşuzdur, değerli bir insanımıza hayattayken yeteri kadar önem verilmeyip ancak vefatının ardından metiyeler dizildiğini. 

 

 

Bu husustan en çok yakınanlar belkide sanatçılardır. Hayatteyken belki şarkısını hiç dinlemediğimiz bir sanatçıyı öldükten sonra “vay ne büyük bir ses” diyerek dinleyenlerimiz vardır. 

 

Nitekim bu isimlere yaşadıklarında değer vermemiz onların daha da önemli eserlere, çalışmalara imza atmasına vesile olabilir. Hatta daha rahat ve mutlu bir hayat bile geçirebilirler. 

 

Her sanatçı, edebiyatçı veya gönlünü bir yola adamış herkes çok para kazanır gibi bir şart yok. Bu nedenle kimisi sadece takdir bekler ve onunla beslenir. Hani derler ya, sanatçıyı ayakta tutan tek şey alkıştır… İşte tam da o alkışı esirgemememiz gerekiyor. 

 

Geçtiğimiz günlerde çok değerli bir Türkmen sanatçısı ile karşılaştım, kendisi uzunca bir süredir sanattan uzak kalmış bir isim. Bir dinleyici olarak sitem ettim “Üstad neden bu kadar uzak kaldınız ya, vallahi sesini özledik” dedim. 

 

Cevap aynen şöyleydi; “Ben mi uzak kaldım siz mi uzak durdunuz. Ama öldükten sonra bir sürü iyi laf söylersiniz arkamdan. Nitekim çok önemli bir hastalık geçirsem hiçbirinizin ruhu bile duymaz. Onca yıl Türkmen sanatına emek verdim ve karşısında aldığım tek şey vefasızlıklar oldu.”.

 

Bu sözler beni yaraladı ancak yaralamasının nedeni bizlerin gerçekten de o değerli insanlarımıza karşı olan vefasızlığımızdı. Halbuki günü gelecek onun bugün hissettiği duyguların aynısını veya daha beterini birçoğumuz hissedecek ve soluyacak. Belkide bu usta sanatçı, edebiyatçı yorumcu, yazar, araştırmacı ve diğer bütün marka olmuş isimleri o vakit anlayabilir ve empati yapabiliriz. 

 

Türkmen siyasetinin başlangıcında, siyasetçilerle el ele, kol kola, iyi ve kötü günde duran sanatçılarımız, edebiyatçılarımız ve diğerleri için siyasetçilerimiz ne yaptı acaba? 

 

Ben ne yaptıklarına dair bir örnek verebilirim: 

 

Seksenli ve doksanlı yılların sonlarına kadar aynı kahvehanede hergün buluşan bu değerli insanlar, parti sayısı çoğaldıkça parçalanıp hatta öyleki birbirlerine selam bile vermeyecek duruma geldiler. 

 

Kimisi onları koruma yapıp çalıştırdı, kimisi çaycı, kimisi temizlikçi ve benzeri işlere sokuldu ancak hiçbiri o kişi veya kişilerin sanatını icra etmek için bir destek sunmadı ve hala daha sunmuyor. 

 

Onlara kıymet verelim aksi halde şairin dediği gibi “Hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan” der dururuz. 

Bir cevap yazın