Gizem ve İlginçlikle dolu bir dünya… Su

Mevlana’nın “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir.” diye bir sözü vardır. Yaradanın hediye olarak bize bahşettiği suyun sırrını merak ettiniz mi hiç?

 

Suyun da diğer canlılar gibi his ve duyguları olduğunu söylesek ne düşünürsünüz? Acaba su da diğer canlılar gibi güzel zamanlarda mutlu, kötü zamanlarda da üzgün oluyor mu?

 

Bilim, suyun da his ve duygularının olduğunu kanıtlıyor. Bunu ispatlamak için 30 gün süren bir deney yapıldı. 4 ayrı kavanoza belirli miktarda pirinç ve su koyuldu.

Seçilen 4 farklı kelime, bir ay boyunca her gece ait olduğu kavanoza fısıldandı. Deney için “sevgi”, “şefkat”, “savaş” ve “tecavüz” sözcükleri seçildi. Bir ay sonra “sevgi” ve “şefkat” sözcüklerinin okunduğu kavanozdaki suyun renginin değişmediği görüldü. “Savaş” ve “tecavüz” sözcüklerinin okunduğu kavanozdaki suyun renginin ise değiştiği ve içindeki pirince de etki ettiği tespit edilmiştir.

 

Yeryüzünde hiçbir şey sudan daha önemli değildir. Zaten insan vücudunun yüzde 70’i sudan oluşuyor. Bebekler, anne karnında su içinde büyür. Öte yandan dünyanın 4’te 3’ü suyla kaplıdır.

 

Kötü bir rüya gördüğümüz zaman büyüklerimiz hemen musluğu açıp gördüğümüz rüyayı akan suya anlatmamızı söyler. Sizce bu düşünceye sahip olanlar cahil miydi? Yoksa bizim bilmediğimiz büyük bir gizemin mi farkındaydılar?

 

Suyun insanı nasıl anladığını sorabilirsiniz? Hadi anladı diyelim, peki dilleri nasıl ayırt edebiliyor?

 

Burada etrafımızda gerçekleşen olayların suyun molekülünde yarattığı değişikliklerden söz etmek istiyoruz. His ve duygusu olan su, nefret ve öfke özelliklerini de kendinde barındırır.

 

1956 yılında Güney Doğu Asya’da kitle imha silahlarının üretildiği ve araştırmaların yapıldığı gizli bir askeri laboratuvarda aralarında birçok bilim insanının da bulunduğu bir toplantı gerçekleşti. Toplantının konusu, yıllardır üzerinde çalıştıkları insan hayatı üzerinde büyük bir tehlike yaratan bir bakteri üretmekti. Araştırmanın son aşamasına gelinmiş ve neredeyse sonucuna varacaklardı ancak bütün önlemlere karşın toplantıya katılanlar aniden sağlık sıkıntısıyla karşılaştı ve şiddetli gıda zehirlenmesi yaşadılar. Acilen hastaneye kaldırılmalarına rağmen kurtarılamadılar. Yapılan araştırmalarda zehirlenmeye neyin neden olduğu konusunda hiçbir sonuca varılamadı, çünkü toplantıdakiler sadece masada bulunan sürahiden su içmişti ve başka gıda tüketmemişti. Yapılan testlerde hiçbir zehirli maddeye rastlanmazken, bu olayın ardından herkesin raporuna “sudan zehirlenme” yazıldı.

 

Yıllar sonra yapılan bazı bilimsel araştırmalarda, suyun söz konusu korkunç plana karşı tepki gösterdiği ve molekülleri arasında değişimler gerçekleştirdiği belirtiliyor.

 

Suyun farklı melodilere tepkisi

1995 yılında Japon bilim insanı Masaru Emoto, yaptığı bilimsel çalışmayla tüm dünyada ses getirdi. Birbirinden farklı müzikleri suya dinleterek, sudaki değişimi mikroskop altında inceledi. Müzik dışında farklı dini kitaplardan dualar ve kutsal sözleri de suya dinletti.

 

Japon bilim insanının yapmış olduğu deneylerin sonucuna göre, suya en iyi gelen ve kristalleri birleştiren en güçlü kelimelerin “sevgi” ve “şükretmek” olduğu keşfedildi. Bu durumda üzerine dua okunan bir suyun kişinin sağlığı veya psikolojik durumuyla ilgili değişimlere neden olması garip karşılanmamalı.

 

Suyun dinlerdeki önemi

 

Hemen her dinde suyun büyük bir önemi vardır. Kur’an’ı Kerim’de 63 kez su kelimesi geçer ve suyun şeytanı uzaklaştırdığı, kalpleri temizlediği yazılmıştır. Hristiyan çocukların ise suyun içinde vaftiz edildiğini bilmekteyiz.

 

Peki su da biz canlılar gibi hastalanabilir mi?

 

Şiddet, kimyasal arıtma işlemlerinden ve suyun biyolojisine zarar veren filtrelerden geçtikten sonra boru sistemindeki su evlerimize ulaşır. Yapılan deneylere göre, suda maruz kaldığı kimyasallar ve şiddetin etkileri bulunur ve  su vücudumuza girene kadar neredeyse ölüyor.

 

Dünyadaki su kaynaklarının farklılığı

 

Venezuela’da çok uzak ve ulaşılması güç bir bölge vardır. Bu bölgeye ulaşmak için 3 gün boyunca yağmur ormanlarından geçmeniz ve 800 metre yükseklikte bir duvara tırmanmanız gerekiyor. Bu yüzden burada insan eli değmemiş tertemiz bir su bulunmaktadır. Uzmanlar, buradaki sudan örnekler alarak üzerinde deney yapmıştır. Venezuela’dan alınan su, sıradan içme suyuyla karşılaştırılmıştır. Özel geliştirdikleri bir makinede suyu inceleyen bilim insanları Venezüella’dan gelen suyun, normal içme suyundan daha aktif olduğunu gözlemlediler. Üstelik 2-3 kat değil, 40 bin kez daha aktif olduğu gözlemlenmiştir. Belki de bu yüzden bu bölgenin yerlileri teknolojiden ve şehirleşmeden uzak kalmış olsalar da, daha mutlu ve huzurlu yaşıyorlar. Köylerde yaşayan insanlar, şehirdekilere göre daha aktiftir. Çünkü içtikleri temiz sudaki elektrikle kandaki hücreler daha aktif hale gelir ve bu sayede oksijen daha iyi taşınır.

 

Peki herkesin merak ettiği Zemzem suyunda acaba kaç gizem vardır?

 

Japon bilim insanının Zemzem suyu üzerinde yaptığı deney yine çok ilginç bir çalışma oldu. Zemzem suyuna ezan dinleten bilim insanı, suyun ilginç şekliyle karşılaşmıştır. Zemzem suyu, çölün tam ortasında  belirmiştir ve kaynağı hala bulunamamıştır, çünkü bu suyun kuyusu denizden 80 kilometre uzaklıkta. Sadece bir buçuk metre derinliği olan kuyu, hac mevsiminde hacıların su ihtiyacını karşılıyor. Hacılara her zaman bu sudan fazla içilmemesi söylenir, çünkü sadece ter yoluyla vücuttan atılıyor ve idrara dönüşmüyor. Tabii bu durumda konu daha da derinleşiyor.

 

Denize erişimi olan ülkeler, atıklarını deniz suyuna attıklarında yeryüzündeki suyun kalitesi değişiyor.

 

Peki soruyoruz; yaradanın bu güzel nimetinin kıymetini ne kadar biliyoruz? Ona nasıl davranmalıyız?

Hazırlayan: Hüseyin Hatipoğlu