O Musul Yok Artık

Ali Antar

 

Ah diye başlamak geldi içimden. Ah ne güzeldi o eski Musul.

 

Çocukluğum Musul’da geçti diyebilecek kadar çok gittim o çocukluğumun şehrine. Hemen hemen her hafta ailemiz toplanır ve Erbil’den Musul’a doğru yol alırdık. Her mahallesini, her köşesini ve gezilebilecek her çarşı pazarı karış karış dolaşırdık. Bu yüzden benim için doğup büyüdüğüm şehirden sonra en çok sevdiğim kent Musul’du.

 

Hele hele her gidişimizde muhakkak uğradığımız “Nebi Yunus” Yunus Peygamber Türbesi ve aşağısında bulunan El-Nebi Pazarı’nı unutmam mümkün değil. Rahmetli babam bize her seferinde o meşhur üzüm şerbetinden ısmarlar ve her yudumda şehrin güzelliğini adeta damağımızda hissederdik.

 

En son Musul’a 11 yaşındayken gitmiştim yani Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasından sonra. Birçoğumuzun hatırladığı üzere o dönem yani 2006 yılında terör örgütü El Kaide vardı ancak herkes Musul’da herhangi bir sorun olmadığını ve korkuya hacet olmadığını söylüyordu. Biz de öyleyse eski günlerin anısına toparlanıp ziyaret edelim dedik. Tam şehrin merkezine vardığımız anda Amerikan askerleri ile El Kaide mensupları arasında çatışma meydana geldi ve kendimizi çatışmanın ortasında buluverdik. Sağımızda araba aksesuarı satan bir adam sivil insanları dükkanına alıyordu. Biz de hızlıca araçtan inip adamın dükkanına sığındık. Hayır sever adam dükkan kepenklerini kapattı ve çatışma sesleri bitene kadar bizi orada tuttu. İşte o günden itibaren ne yazık ki Musul’a ayak basmadık.

O günlerden kalan hatıralar, gezilen yerler, Musul’un o muazzam tarihi dokusu hep aklımın bir köşesinde saklı duruyordu. En son 2014’te başlayan DEAŞ işgali süresinde içimizde hep bir sızı vardı. İçimizdeki sızı, Nebi Yunus Camisi’nin patlatılmasıyla birlikte büyük bir yaraya dönüştü. Yunus Peygamber Camisi ve Hadba’nın patlatılmasıyla birlikte adeta çoğumuzun içi paramparça oldu.

 

Onca yaşanmışlığın üzerinden 13 yıl geçmesinden sonra 24 Haziran 2019’da Tba muhabiri olarak Musul’a gitmek nasip oldu. Yola çıkarken içimde çok farklı bir duygu vardı. Çünkü biliyordum Musul o ‘Eski Musul’ değildi artık. Şehre girdiğimizde o çocukluğumdaki gibi ne Hadba Minaresi görünüyordu, ne de etrafında oluşan o devasa kalabalık. Kısacası geriye sadece bir harabe kalmış.

 

İnsanların yüzünde hala korku hissedilebiliyordu. Yoksulluk kentin tamamını içine almış, o eski Musul’dan hiçbir eser yok. Oraları daha önce görmüş, gezmiş biri için kabullenilmesi çok zor bir manzaraydı. İşimiz gereği Eski Musul bölgesinde yıkılan evlerin arasında çekim yapmak istedik. Ancak sokaklar bomboş. İlerlemeye başladık ve yıkılmış binaların arasında onarılmış bir evin kapısında oturan bir gence rastladık. Bizi güzel bir şekilde karşılayıp o sıcak havada bir bardak soğuk su ikram etti. Burada ne yapıyorsunuz deyince, evine geri döndüğünü söyleyerek, “Artık göçmen olarak yaşamak istemiyorum, ne olursa olsun burası daha güzeldir.” diye cevap verdi.

 

Genç adam bölgede yaşanan olayları ve etraftaki yıkımı bize anlatmaya başladı, “Gelin size terör örgütü DEAŞ üyelerinin hala cesedlerinin bulunduğu yeri göstereyim dedi. Biz de onu takip ederek evlerinin arkasında bulunan harabede 130 DEAŞ üyesine ait cesedin bulunduğu yere gittik. Harabenin en üstünde sadece geriye kafa tası bulunan bir ceset gördük ve onun altında onlarca cesed olduğu söylenen siyah poşetler vardı. Havada rahatsız edici bir ölüm kokusu yayılmıştı. Hızlıca orayı terkederken genç adamla sohbetimiz devam ediyordu. Adam bize bu evlerin altı sivil insanların ve DEAŞ üyelerinin cesedi ile dolu olduğunu söyledi.

 

Her yer teröristlerin kullandığı kıyafetler ve kurşun izleriyle doluydu. Ancak devletin bütün bu gördüklerimizden habersiz gibi davranması da bizi düşündürüyordu. Bulunduğumuz bölgenin sadece 4-5 kilometre ötesinde olan valilik ve yerel hükümet sanki burada bu yıkım ve cesetler yokmuş gibi, Musul’da durumun çok iyi olduğundan bahsediyorlardı. Gezdikçe gördüklerimizin yanı sıra duyduklarımız da bizi şoke etmeye yetiyordu. Anlatılanlara göre Musul’un İlçesi Türkmen kenti Telafer’de bulunan Alo Antar kuyusunda DEAŞ tarafından öldürülen 500 civarında sivil insanın cesedi hala duruyor.

 

İşin en ilginç tarafı ise Ninova iline bağlı Musul merkez, Telafer ilçesi ve diğer bölgelerin tamamının emniyeti ve idaresiydi. Çünkü hemen hemen Ninova’nın yarısından fazlasını, Türkmenlerden oluşan Haşdi Turkmani Güçleri koruyor nitekim Ninova Valisi Arap, yardımcısını ise bir Kürt. Türkmenlerin Ninova sınırında nüfusları 700 bini aşmakta. Bu nedenle Türkmenler Musul’da Sünni Araplardan sonra 2. millet olarak biliniyor. Gel gelelim elde ettiği tek görev Musul İl Meclisi Başkan Yardımcılığı.

 

Yapılması planlanan Irak yerel seçimleri için Musul’da Sünni Arapların çoğunluk olmasına rağmen Türkmenlerin Musul Valiliği görevini kazanma şansı var. Sünni Araplar seçimler için şimdiden 13 liste hazırlamış durumda. Bu da Arapların seçimde oylarının parçalanacağı anlamına geliyor. Türkmenlerin ise Musul yerel seçimine tek liste olarak katılacağı söyleniyor. Böylece Türkmenler Musul İl Meclisinin en büyük kitlesi olabilir.

 

Eğer Türkmenler birlik olmayı başarırlarsa, şimdiki gibi valinin 2. yardımcısı olmak için çırpınmak yerine direkt valilik görevi için iddialı bir aday olabilirler. DEAŞ işgalinde en çok zarar gören bölgelerin başında gelen Türkmeneli coğrafyasında bu türde birlikteliğe çok fazla ihtiyaç var. Türkmen siyasi partiler birlik olmayı başarırsa, Irak’ın en büyük ilçesi olan Telafer’i il yapma şansı da yükselir. Böylece içinde il olmanın bütün şartlarını barındıran Telafer ilçesi, ilk Türkmen ili olarak kayda geçecektir.

 

 

Bir cevap yazın