Gâvurbağı Katliamı (12 Temmuz 1946)

Prof. Dr. Suphi Saatçi

 

Irak’ın en güvenli ve en sakin şehri olan Kerkük, tarih boyunca kardeşliğin ve dostluğun da sembolü olmuştur. Münevver ve anlayışlı Kerkük halkı her zaman dayanışma ve yardımlaşma içerisinde yaşamış ve aralarında hiçbir zaman kargaşa ve çatışma olmamıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kerkük’te meydana gelen arbede, çatışma ve soykırımlar, her zaman şehre dışarıdan sokulan fitne ve fesat odaklarından kaynaklanmıştır.

 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kerkük’te başka bir acı olay daha yaşandı. Kerkük Petrol Şirketi’nde çalışan işçiler ücret, çalışma ve hayat şartlarının düzeltilmesi için şirket yöneticilerine başvururlar. Kerkük’te Irak Petrol Şirketi’nde çalışan işçilerin talepleri ve grev yapma girişimi gayet masum ve insanî gerekçelerdi.

 

İşçilerin taleplerinde;

 

  • Sağlıklı konut yapılması veya konut kirası ödenmesi;
  • İşsizlik, yaşlılık ve malullüğe karşı sosyal sigorta yapılması;
  • Günlük asgarî ücretin 250 Filis olarak tespit edilmesi ve ek olarak 170 Filis pahalılık için yan ödeme verilmesi;
  • İşçilerin iş yerine gidiş-gelişleri için ulaşım hizmeti verilmesi;
  • Şirket işçilerine Hayfa’daki işçiler gibi yılda 72 gün kadar savaş riski yan ödemesi yapılması;
  • Şirketin, gerekçesiz işten çıkarma ve sendika çalışmalarına karşı olan eylemlerine son vermesi, gibi insanî ve gerçekten sosyal açıdan haklı gerekçeler vardı. Greve katılan işçilerin sayıları 5.000 kişi olmuştur.

 

İsteklerinin ciddiye alınmaması üzerine işçiler, bu sefer isteklerini sıraladıkları dilekçeleri gazetelerde yayınlayarak kamuoyuna duyururlar. Daha sonra durumu protesto etmek için 1 Temmuz 1946 tarihinde topluca işi bırakırlar. Sonrasında Gâvurbağı Meydanı denilen yerde her akşam toplanan işçiler, konuşmalar ve gösteriler yapmaya başlarlar.

 

Ancak şirket yöneticilerinin isteği üzerine polis, greve ön ayak olanların bir kısmını tutuklar. Tutuklamalardan dolayı işçiler daha fazla galeyana gelirler. Polis güçleri grevi kırmak için 12 Temmuz günü işçilerin her akşam toplandıkları Gâvurbağı Meydanı’nı kuşatma altına alırlar. Göstericilerin dağılmayacağını gören polis güçleri, otomatik silahlarla işçileri taramaya başlar. Gâvurbağı Katliamı olarak tarihe geçen bu üzücü olayda biri kadın, diğerleri çocuk olmak üzere toplam 20’ye yakın sivil vatandaş hayatını kaybetmiştir. Ertesi gün (13 Temmuz) hayatını kaybedenlerin hazin cenaze törenleri yapılırken halk hem hükümeti hem de şirket yöneticilerini lanetler.

 

İşçilere karşı girişilen bu menfur olay, İngiliz Hükümeti ile Irak Hükümeti arasında bazı anlaşmazlıklara yol açmıştır. Özellikle 18 Temmuz 1946 tarihinde Irak Başbakanı Erşet el-Ömeri, yaptığı basın toplantısında Irak Petrol Şirketi işçilerinin isteklerini desteklediğini içeren ifadeler kullandı. Bunun üzerine İngiliz Büyükelçi Sir Bird Irak Dışişleri Bakanı Fazıl el-Cemali’ye 20 Temmuz 1946 tarihinde 5 sayfalık bir mektup yazdı.

 

Bu mektuptan anlaşılana göre İngiltere Hükümeti ve Irak Petrol Şirketi’nin işçilerin durumunu düzeltmek için çaba harcamaya niyeti yoktu. Irak Hükümetinin işçilerin yanında yer almasından rahatsız olan İngiltere, bu hareketin temelinde provokatörlerin bulunduğunu ima etmektedir. Ancak Irak Hükümeti kendi vatandaşları olan işçilerin öldürülmesine tepkiliydi.

 

Nihayet Irak Hükümeti, yüksek yargı organlarından İstinaf Başkan Yardımcısı Ahmet el-Taha’yı soruşturma yapması için Kerkük’e gönderdi. Ahmet el-Taha’nın verdiği rapor 4 Ekim 1946 tarihli Live el-İstiklal gazetesinde yayımlandı. Rapordan anlaşıldığına göre:

 

  • Greve katılan işçiler saldırgan değil, uysalca hareket etmişlerdir.
  • İşçilerin toplantıları güvenliği etkileyecek bir tehlike oluşturmamıştır.
  • Polis bu toplantının yerini ve zamanını biliyordu ve kontrol altındaydı. Hadiselerin olduğu son gün, herhangi bir taşkınlık olmamıştır.
  • İşçilerin hiçbiri silah taşımamıştır.
  • İşçilerin bütün yaptığı, polisin açtığı ateşten sonra dağılanların bir kısmının polise taş atmasıdır.
  • Ölen ve yaralananların çoğu kaçtıktan sonra vurulmuştur.
  • Polis işçileri dağıtmak için mantığa aykırı olarak icap eden eylemlerin dışına çıkmıştır.
  • Yönetim tarafından tutuklanan kişilerin, olayları kışkırtmak konusunda rolleri bulunmamaktadır.

 

Dönemin İçişleri Bakanı Abdullah el-Kassap, Kerkük Mutasarrıfı ve Polis Müdürünün Kerkük’ten alınmalarını önermiş, ancak önce kabullenmiş görünen Başbakan buna onay vermemişti. Daha sonra Kerkük Mutasarrıfı Hasan Fehmi kötü bir hadiseye kurban giderek 18 Ekim 1946’da ölmüş, Polis Müdürü Abdurrazzak Fettah da görevinden alınmıştır. İçişleri Bakanı sebepsiz yere Kerkük işçilerine ateş açılması olayına içerlemiş ve sorumluların cezalandırılmasını istemiş, isteği kabul edilmeyince de bakanlık görevinden istifa etmişti.

 

Gâvurbağı Katliamı yüzünden çok geçmeden Erşet el-Ömeri kabinesi de istifasını vermiş ve bu istifa 16 Kasım 1946 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmişti.

 

Sonuç

 

Bundan 73 yıl önce meydana gelen bu olayda gördüğümüz kadarıyla Kerkük’teki Irak Petrol Şirketi’nde çalışan işçiler sosyal ve çalışma güvenliği açısından haklar istemişlerdir. Ancak Irak Hükümeti ve daha çok İngiltere’ye bağlı şirket yöneticileri bu hakları vermemek için, bazı bahaneler aramışlardır. Bu bahaneler arasında şirket işçilerini komünist, sosyalist ve solcu mihrakların kışkırtmaları olduğunu söylemişlerdir. Bu suçlama genellikle kapitalist ve sömürgeci ülkelerin her zaman baş vurduğu bir yöntemdir. Oysa bu olayda komünist, sosyalist veya solcu ideolojileri yansıtan bir iz görülmemiştir.

 

O tarihlerde Kerkük, çoğunluğu Türkmen olan bir kentti. Bu katliamda kurban gidenlerin çoğunluğu da haliyle Türkmenlerdir. Ayrıca o tarihlerde halk arasında etnik bir ayrışma olmadığı için şehit edilenlerin Kerkük’ün yerli Türkmen halkından oldukları kabul edilmektedir. Bu işçi direnişin kökünün, dışarıda olan bir ideolojik hareketle uzaktan veya yakından bir ilgisi olmadığı ortaya çıkmıştır.

 

Gâvurbağı Katliamı hakkında maalesef ciddi bir çalışma olmadığı için hem yurt içinde hem de yurt dışında yaşayan Türkmen aydınlar bu konu hakkında bilgi sahibi olamamışlardır. Yine de bu hususta yapılan en kapsamlı çalışma Erşat Hürmüzlü tarafından yayımlanan “Irak’ta Türkmen Gerçeği” başlıklı kitapta (Kerkük Vakfı, İstanbul, 2006, s. 91-103) bulunmaktadır. Bu eser ayrıca hem Arapça hem de İngilizce olarak Kerkük Vakfı tarafından basılmıştır.

 

Bu önemli acı günleri halkın hafızasına yerleştirmek için katliam gündemde tutulmalı ve her yıl 12 Temmuz tarihinde anma törenleri yapılmalıdır. Böylece Gâvurbağı Katliamı halkın belleğine yazılmalıdır.  

 

Bir cevap yazın