Erbil’deki Hanlar-Han ve Hancılık Tarihi

Arap ülkeleri asırlardır ticari mekanları inşa etmekte ün kazanmışlardır. Bu İslamiyetin başlangıcından ta ki Emevi Halifesi Abdulmelik Bin Mervan dönemine kadar sürmüştür. Halife, bu tür ticari alanların oluşmasına özellikle hanların yapılmasına büyük bir destek vermiştir. Bu durum daha sonra giderek yaygınlaşmış, özellikle de Osmanlı döneminde daha da yayılmıştır. Musul, Erbil, Bağdat, Necef gibi Irak’ın birçok şehrine hanlar yapılmıştır. Bir dönemin Kâr-hane, dalallık, pazarları ile günümüzdeki misafirhaneleri eş anlamlı düşünebiliriz.

 

Han kelimesinin anlamı: Tarihçiler bu kelimenin kökeninin Babillilere ait olduğunu söylüyor. Kimi Farslara ait derken kimisi ise Türklerin han kelimesinden türetilmiş düşüncesinden yola çıkarak Türkçe kökenli diyor. Bir başka tarihçi grup ise, bu kelimenin “Kervansaray” anlamından türediğini yani mola vermek için yolcuların sabahladığı istirahatgah anlamında olduğunu belirtiyor. Başka bir kesim ise, İbranice’de kullanılan “Hanut” kelimesinin anlamından türemiş, sakin veya huzur anlamına gelmekte olduğunu iddia ediyor. Aynı zamanda tüccarların mekanı anlamını da barındırır. Aslında han kelimesi, istirahatgah, kervan gruplarının uğrak yeri ve ticaret noktası gibi de birçok anlamı içeriyor.

 

Hanların yapımı nasıldı?

 

Han geleneği sadece Erbil’e özgü bir şey değildir. Irak’ın bütün illerinde hanların bulunduğunu söyleyebiliriz. Erbil’de han yapmak zaruri bir ihtiyaçtı çünkü ticareti bir şehirden bir diğer şehire taşımak için hanlar gerekliydi. O dönemler tabii ki nakil işleri sadece hayvanlar aracılığıyla gerçekleştirilirdi. Nedeni ise yolların kötü olması ve tabii ki de emniyet endişesi. İşte burada hanların tarifini şöyle yapabiliriz; Hanlar kervanların istirahate çekildiği, güvenliklerinin sağlandığı ve hayvanlarının beslendiği, su verildiği bir yerdir. Özellikle de gece bastığında.

 

Hanların yapımı için şehirler arasındaki güzergahda bir parça arsa, etrafının duvarlarla örülmesi, bir de temiz su elde etmek için kuyu gerektiriyordu. Bu hanın idaresini bir veya birden fazla erkek yapardı, onlara da “hançı” adı verilirdi.

Hanlar Osmanlı döneminde geniş bir alana yayılmaya başladı. Her gün daha da önemi artan hanlar, askerlerin nakli, postacılar ve devlet memurlarının nakli için de önemli bir yere sahip oldu. Durum böyle olunca artık hanların yapısında da ciddi değişiklikler meydana geldi. Artık hanlarda yemekhane, mescit, hamam, kahvehane ve hayvanların barınağı için ahır ve her türlü ihtiyacın giderilebileceği dükkanlar yapılmaya başlandı.

Yirminci Yüzyıldan Yetmişli Yıllara Kadar Erbil’deki Hanlar

 

Bayaz Han:

 

Bu han, Erbil’in en eski hanlarından biri olarak tanınır. Öyleki Erbil sakinleri ona Büyük Han derdi. Bu han, 18. yüzyılda Cafer Azeri adında bir usta tarafından inşa edilmiş. Bayaz Han’ın önünde alışveriş dükkanları bulunurdu, ona da halk arasında “Han Ögü” dükkanları denirdi. Günümüze kadar Erbil’deki Türkmenler bu yeri tarif ettiklerinde “Han Ögü” diye tarif ederler. Bu han altmışlı yılların başlarına kadar duruyordu. Ardından yıkılıp yerine Behal Otel’i inşa edildi. Bu hanın ilk sahibi Reşit Ağa’ymış, daha sonra orayı Ahmet Çelebi mülk edinmiş. Bir kapısı batıya bakan han, ağaçtan ve büyük çivilerle yapılmıştır. Kapı o denli büyükmüş ki kervandaki develeri de o kapıdan içeri almak mümkünmüş. Söz konusu han iki katlı olarak inşa edilmiştir. Aşağı katta 12 oda bulunuyormuş.

 

Elekçiler Hanı:

 

Bu han Çarşı Camisi’nin yanındaydı. Bir katlı inşa edilmişti. Sahibi Ahmet Ağa’nın oğlu Ali Ağa’ydı. Bu handa da birkaç özel oda vardı, içerisinde çingeneler çalışırdı ve günlük olarak, elek, süzgeç, bülbül ve diğer kuşlar için de kafes ve benzeri şeyler yaparlardı. Mam Fettah ve Mam Nureddin bu hanın hancılarıydı ve bu handa özel odaları vardı. Onlar da orada ticaretlerini inek, koyun ve keçi derisi üzerinden yaparlardı. Ayrıca nalbantlar vardı. Atlara nal yapıp nal çakarlardı. Eşek ve diğer hayvanların bağlanabildiği bir ahır bulunuyordu. Bu hanın tam ortasında büyük Çarşı Cami’sinin su kuyusu vardı. Bu hanın kapısı güneye bakardı. O da ağaçtan yapılmış ve büyük çivilerle çakılmıştı.

 

Koca Hanı (Mam Koca Hanı):

 

Bu han ise Haneka Camisi’nin yanında şu anki Baxi Şar’ın karşısı ve Hacı Bayram Hanı’na yakındı. Hancının ismi ise Krubani Hancı idi. Bu han tek katlı inşa edilmiş ve içerisinde yine nalbantlar vardı. Hacı Nureddin’in oğlu Necmeddin şöyle anlatır; “Bu hanı yıktıklarında ve yerine yeni bir inşaat yapmak için kazıya geçildiğinde toprak altından eski paralara rastlandı. Emevi Halifesi (Abdulmelik Bin Mervan) dönemine ait paralar olduğu öğrenildi. Aynı zamanda taş ile yapılmış bir horoz heykeline rastlandı.”. Bu handa Hoşnav aşiretine mensup kişiler ağaç, odun ve kalas satarlardı. Aynı zamanda birkaç hancının da içeride odaları vardı ki Yahudi inancına mensuplardı. İshak, Hıdıroke Yahudi, Mam Yone Bebo Yahudi onlardan bazılarıydı.

 

Hasan Bayram Hanı:

 

Bu han Hanaka Camisi’nin küçük kapısının bulunduğu yere yakındı. Mam Hasan bu hanın tam yamacında bir banko yapmış ve genellikle orada otururmuş. Han tek katlı inşa edilmiş ve içerisinde Hoşnavlara ait eşyalar satılırmış.

 

Ahmet Ağa Hanı:

 

Han iki katlı olarak yapılmıştı. Altıparmak Camisi’nin karşısına düşüyordu. Sahibi Ali Ağa’nın oğlu Ahmet Ağa’ydı. Büyük bir ahşap kapısı vardı. Anlatılanlara göre, bu handa hayvanları bekletmek, yedirmek, sulamak, tüm bunların karşılığı bir ane ve bir kişinin bir gecelik barınmasının da ücreti bir ane imiş (Ane, o zaman kullanılan para birimi). Bu hanın kapısının önünde Ahmet Ağa oturmak için bir banko yapmış ve Erbil’deki ağalar geldiklerinde orada otururlarmış. Bu handa bakkalların kullandığı birkaç oda mevcut. Burada yağ, peynir, jaji, hurma, kestane, ceviz ve kuru üzüm gibi yiyecekleri toplarlardı. Bu han içerisinde bir oda ise Rustem Kasap’ınmış ve orada ticaret yaparmış. Yetmişli yıllarda bu hanın sahibi, hanı yıkıp yerine bir iş merkezi kurdu.

 

Musoki Hanı:

 

Bu han ise eski Selahaddin Eczanesi’nin arkasındaydı. Sahibinin ismi Vehhan’dı. Orası halk arasında “Muslavi evleri” yani Musullulara ait evler olarak bilinirdi. Çünkü Musullular Erbil’e geldiklerinde orada istirahat ederlerdi. Bu handa birkaç samancı ve elek satan vardı. Aynı zamanda buğday ve arpa bunun yanında saman ve kömür de satılırdı.

 

Kömür Hanı:

 

Bu han şu anki Rafidein Bankası yanında yer alıyordu. İsminden görüldüğü üzere içerisinde sadece kömür satarlardı. Sahibi ise Erbil’in tanınan şahsiyetlerinden biri olan Hamza Osman’dı, Vedat Arsalan’ın babası. Tek kattan oluşan bu hanın yine büyük bir ahşap kapısı vardı.

 

Kireççiler Hanı:

 

Bu han İbn-i Hulekan Okulu’nun yanında inşa edilmiş ve şu an o arazi otopark olarak kullanılıyor. Tek katlı bu hana Kendinave bölgesindeki kireççiler gelir burada kireç satarlarmış.

 

Seyit Aziz Hanı:

 

Bu han Kale’nin büyük kapısının karşısındaki Neccarlar Camisi’nin (Marangozlar Camii) yanındaydı. Han iki katlı olarak inşa edilmişti. Bu hanın ilk katında birkaç derici (kürkçü) vardı. Handa büyük bir havuz vardı. Hayvan derileri alınır ve bu havuza doldurulup daha sonra gereken işlemlerden geçirilirdi. Burada def ve davul gibi ritim aleti de yapılır ve satılırdı. Ayrıca yün satanlara has birkaç oda da vardı.

 

Fettah Nalband Hanı:

 

Bu han Sinema Hamra karşısındaydı. Tek katlı ve Hoşnav aşireti çalışanları ağaç odun ve kömürlerini buraya getirip satışa sunarlardı.

 

Abdullah Nalband Hanı:

 

Bu han ise, kasap pazarının bulunduğu yere düşerdi. Tek katlı ve içerisinde kireççiler bulunurdu.

 

Saadi Cambaz Hanı:

 

Bu han tek katlıydı ve Yahudilerin bulunduğu Tacil Mahallesi’ndeydi. İçerisinde sadece büyük ve küçük baş hayvanların alışverişi yapılırdı.

Araştırmacı-Yazar: Şerzad Şey Muhammed

Bir cevap yazın