Diş hekimi çılgın ressam

Abdullah Erfani

Birbirinden değerli tabloların altına imzasını atan başarılı ressam Attilla Şahin Ahmet, resmin kendi dünyasının küçük bir kopyası olduğunu belirterek, “Ben hiçbir zaman kendimi bir ressam olarak görmüyorum. Bu adı kendime verirsem bu maceram burada bitecektir.” diye konuştu.

 

Diş hekimliği fakültesi mezunu olduğunu belirten Atilla Şahin Ahmet, dişçilik ve resim arasında bağ olduğunu belirterek, “Çünkü ikisi de estetiğe sahip.” dedi.

 

Attilla Şahin Ahmet, ülkemizde sanata verilen değere ilişkin, ” Yok diyebileceğim durumda. Bölgemizde ne sanatın, ne de sanatçının değeri var.” şeklinde değerlendirmede bulundu.

 

Başarılı ressam Attilla Şahin Ahmet, sanat hayatına ilişkin pek çok konuyu Tba’yla paylaştı.

 

Öncelikle resim serüveninizi bize anlatabilir misiniz?

 

Bir yaşımdan itibaren resim yapmaya aşık oldum desem yalan sayılmaz. Annem ve babamın söylediğine göre daha bir yaşımda annemin rujlarını alıp duvarda, aynada, kısacası evin her köşesini mahfederek bu yola başladım. Babam da ressam olduğu için bendeki bu durumun normal olmadığını anlamış, küçük yaştan itibaren beni renkli bir dünyayla tanıştırmış. O günden günümüze kadar kömür, kalem ve dünyama renk katan boyalarımla iç içe yaşıyorum.

 

 

Kendinizi ne zaman bir ressam olarak görmeye başladınız?

 

Daha önce belirttiğim gibi küçük yaşta resim yapmaya başladım fakat çok sakin, çok düşünen ve az konuşan bir insan olduğum için kendimi insanlarla paylaşmak istemedim. Yani resimle kendimi kendimle paylaşmak istedim. Zaten resim dünyası, oluşan hissiyat sonucu insanların duygularına hitap eder. Resim, kendi dünyamın küçük bir kopyasıdır. Ayrıca ben hiçbir zaman kendimi bir ressam olarak görmüyorum. Bu adı kendime verirsem bu maceram burada bitecektir. Kendime ressam dediğim andan itibaren kendimi geliştirme duygusunu kaybedip, resim dünyasının sonsuzluğuna noktayı koyup bir daha gelişemem. Ben doğarken üç noktayı koydum ve bu üç nokta durmadan devam edecektir.

 

Resimlerinize bakınca biraz farklı geliyor, nasıl bir yöntem kullanıyorsunuz?

 

Genel olarak insan portresi çizimiyle ilgileniyorum. Aslında yeniden inşa ve sürrealizmin karışımı diyebiliriz. Tamamen hayal dünyasıyla ilgili bir akım. Var olan karekteri yeniden inşa etmek veya gerçek dünyamızda olmayan karekteri yaratarak sürrealizm çizim yoluyla bambaşka bir tablo elde etmek her zaman benim için vazgeçilmezdir. Sürrealizm nedir diye sorarsanız, gerçeküstücü sanat. Bu akım özgür hayal gücünü arttırmak ve bilincin etkisini azaltmak üzerine kuruludur.

 

 

Sanat dünyasında sizin için idol olan veya sevdiğiniz, örnek aldığınız şahsiyetler var mı?

 

Tabi ki zaten benim hattım, ünlü ressam Vincent Van Gogh’un hattına yakın, kontrast ve ışıklarda  ise Salvador Dali’nin yöntemine yakın şekilde çalışmalar yapıyorum. Aynı zamanda kendi çizgilerimi de çalışmalarıma yerleştiriyorum. Van Gogh ve Salvador Dali ikilisi en sevdiğim, beğendiğim ve örnek aldığım sanatçılar. Aynı zamanda babam benim için vazgeçilmez bir öğretmen olmuştur.

 

Aldığınız eğitim ile icra ettiğiniz sanat bağdaşıyor mu?

 

Aslında ben diş hekimliği fakültesi mezunuyum. Portre ve yakın çalışmalarımın nedeni ise bölümde aldığım anatomi dersleriydi. İnsan çizgisi ve vücut ahengi üzerine odaklandım. Dişçilik ve resim arasında bağ var çünkü ikisi de estetiğe sahip. Aslında resim konusunda diş hekimliği fakültesi bana çok yeni fikirler kattı ve yöntemler gösterdi. Anotomi dersi görmüş olmam, çizim yaparken çok kolaylık sağlıyor.

 

Neden çoğu çalışmalarınız yaşlı insan veya bitkin, hayatından memnun olmayan, yoksul insanlara benziyor?

 

Tabi ki bu tarz çalışırım, zaten ülkenin hali belli. Savaş, yoksulluk, insanların temiz yüzlerini geride bırakıp, aşırı yorgun ve çileli hatlara teslim olmalarına neden oluyor. Tabi resim de insanın iç dünyasını yansıtıyor ve gözüm neyi gördüyse onu yapıyorum. Mesele duygu ve iç dünya olunca ortaya bu tarz çalışmalar çıkıyor. Ülkenin bulunduğu bu kötü dönemlerde kalkıp da yalandan mutlu ve gülümseyen portreler çizemem, çünkü gerçekte böyle bir şey yok. Dikkat ettiyseniz bazı çalışmalarımda eser tamamlanmamış gibi görünüyor, aslında o eser tamamlanmış ama ben o boşluğu esere bakan gözlere bırakıyorum. Yani o eseri ben çiziyorum ama ona bakan insan kendi hayal dünyasında neleri yaşıyorsa öyle tamamlıyor. Bir nevi ortak çalışma dersek mantıklı olur.

 

 

Ülkemizde veya haritayı sınırlı tutup Kerkük’te sanata verilen değer ne durumda?

 

Yok diyebileceğim durumda. Daha geçen gün katıldığım bir sergide babamın çok değerli bir tablosunu acemilerce yere yakın asıldığı için vatandaş geçerken yırttı. Oradaki sorumlu kişilere sorunca bana dönüp, “Neyin tartışmasını yapıyorsun kardeşim, pazara götürsen insanlar yanaşmaz bile.”diye cevap veripi saygısızlık edip hatta bana fiziksel saldırıya bile kalkıştılar. Tekmelerinin izi daha kotumda duruyor. Hükümet ise zaten tamamen unutmuş. Kısacası bölgemizde ne sanatın, ne sanatçının değeri var. Sanatçının eseri şahsını temsil ediyor, örneğin ben bir resme bakıyorsam aslında resime değil ressama bakmış oluyorum.