Dijital Diplomasi ve Yeni Soğuk Savaş Dönemi

Ali Ekber Rıza

 

Günümüzde Yeni Soğuk Savaş kavramı, kutuplar arasında siber saldırılar, yapay zekâ mücadelesi, uzay teknolojilerindeki gelişmeler ve dijital medya şeklinde kendini göstermekte. Ama nükleer silahtan hiçbir zaman vazgeçilmediği de bir hakikattir. Silahların, genelde boru hatları, diaspora, STK, kapital ve etnikliklerin yanı sıra yeni “sanal” silahların çekildiği, ama çok az can kaybının yaşandığı adı konmamış bir strateji olduğu, başka bir ifadeyle savaşın hedefini değiştirmeden içeriğini değiştiren bir mantığın ürünü olduğu söz konusudur.

 

Putin yönetiminin Avrasya coğrafyasında uyguladığı hâkimiyet stratejileri, Batı’yı içten bölme yönündeki çabaları ve bu çabalara, “Yeni Avrupa” ve ABD’nin karşılık verme durumu düşünüldüğünde yeni bir soğuk savaş dönemimin başladığı gündeme geliyor. Aslında Yeni Soğuk Savaş (İkinci Soğuk Savaş) döneminin Wikileaks belgelerinin yayınlanmasıyla başladığı söylenebilir. Bu süreçte kitle iletişim araçlarından sosyal medya oldukça önemli bir enstrüman haline gelmekte. Dolayısıyla Yeni Soğuk Savaş, süper güçler arasında askeri savaşlar pek gündem konusu olmaksızın ekonomik ve medya savaşları şeklinde sirayet ediyor.

 

Sosyal medya araçlarının siyasal iletişimdeki etkin kullanımı ve bu alanı kullanan ABD’nin ilk başkan adayı olmasa da Obama’yı farklı kılan etkenler, sosyal medyayı planlı ve etkin kullanmasıydı. 2008 yılında ABD başkanlık seçimlerinde başkan adayı Barack Obama’nın sosyal medya üzerinden seçmenlere ulaşmasıyla birlikte bu alanda yeni bir trend yarattığı ifade edilebilir. Bu trendle birlikte yeni diplomasi çeşitleri; kültürel diplomasi, kamu diplomasisi, ekonomik diplomasi veya dijital diplomasi şeklinde ortaya çıkmıştı.

 

Dijital medya yoluyla Amerika’nın sözde demokratik değerlerine dayandırdığı, ilk anayasa değişikliği, internet ve ifade özgürlüğü ile oy kullanma hakkını sağlayarak siyasi sürece vatandaşlarının katılımını kolaylaştırmayı amaçladığını iddia ediyor. 2016’daki ABD başkanlık seçim kampanyasının, Obama’nın 2008 kampanyasından sonra ABD seçmenlerini hedef alan ve dijital teknolojinin ABD siyasi sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğu için ABD tarihinde 2. en büyük dijital seçim kampanyası olduğunu görüyoruz.

 

Bu bağlamda da Rusya’nın, Kremlin’in çıkarlarına hizmet etmek ve Putin’in etkisini artırmak için interaktif dijital ağ platformları üzerinden Amerikanlı vatandaşlara ulaşma yolu açılmış oldu.

 

17 Kasım 2017 Stanford Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, “Dijital Teknoloji, Diplomasi ve Demokratik Değerler” başlığıyla düzenlenen konferansta Hillary Clinton konuşması sırasında, “ABD’nin 2016 seçim kampanyasına Rusya’nın müdahalesi; Amerikan demokrasisinin özüne darbe vurmak ve iç siyasi farklılıkları derinleştirmek, sosyal medyayı istismar edip diplomatik hedeflerine ulaşmak için “dijital diplomasi” uygulamasının en kötü yönünden faydalandığını ifade etmişti. Clinton, Rusya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı başlattığı durum, yeni bir soğuk savaş türüdür” diye vurgu yapmıştı.

 

FBI, CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansının ortak hazırladığı raporda, “Rusya’nın amacı Amerika’nın demokratik sürecine duyulan güveni baltalamak, eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un imajını, güvenilirliğini bozmak ve başkanlık yarışını kazanma şansını zedelemekti” ifadelerine yer vermişti.  Raporun devamındaki değerlendirmede, Putin ve Rus hükümetinin ABD başkanlığı için Trump’ı açıkça tercih etmeleri, müdahalenin aleni bir kanıtı olarak görülmüştü.

 

Clinton’un ortaya koyduğu, “Yeni Soğuk Savaş” kavramı, ABD ve Rusya arasındaki dijital dünyadaki sıcak çatışmaların sınırlarını aşarak Rusya-Avrupa çatışması, özellikle Batı Avrupa’da artan Rusya etkisini de içeriyor. Rusya’nın İspanya’da yapılan Katalonya eyaletinin ayrılması ile ilgili referandumu da manipüle ettiği söyleniyor. Dolayısıyla Rusya’nın girişimlerinin yalnızca Amerika’daki müdahalelerle sınırlı olmadığı görülüyor.

 

Rusya, ABD ve Avrupa’nın sanal alanını istismar ederek sömürmeye çalışmakta, özellikle sosyal ağ platformunu üzerinden halkın siyasi kararlarını etkiliyor ve diplomatik hedeflerine ulaşmak için özel bir çaba sarf ediyor.

 

Eskiye gidersek, SSCB’nin dağılmasındaki en önemli sebepler; Mihail Gorbaçov’un ABD’nin çıkarlarına hizmet etmesi ve SSCB’nin egemen olduğu ülkelerde siyasi ve askeri gücünün azalması olarak ifade edilebilir.

 

Bugün ise, Trump’ın Başkanlığındaki ABD’nin birçok ülkedeki nüfuzunun azaldığı ve Trump’ın Rusya’nın çıkarına çalışması yönündeki iddialar da her geçen gün neredeyse kesinleştiğini görüyoruz. Bunun yanı sıra ABD’nin içindeki ekonomik sıkıntılar, maaşların ödenememesi sebebiyle hükümetin kapatılması ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor.

 

Bütün bu gelişmeler, ABD’nin sonu mu geliyor sorusunu insanların aklına getiriyor. Bu konuda bir tarih vermek belki pek doğru olmaz ama 2030 yılında ABD, tarihin kara ve karanlık sayfasında yerini alacağını gösteriyor. Diğer yandan Yeni Soğuk Savaş ile ilgili bir başka husus ise, Rusya’nın bir sonraki hedefinde, Angele Merkel olduğu öngörülüyor.

 

Bir cevap yazın