‘Bölgede çok zayıflamış bir İran Türkiye’nin tercih etmeyeceği bir durum’

ORSAM Ekonomi Çalışmaları Direktörü Recep Yorulmaz, Türkiye’de kurda yaşanan ani yükselişin, siyasi olaylar ile paralelik gösterdiğini belirterek, Papaz Brunson davasının neticelenmesinin ardından Türkiye-ABD arasındaki gerilimin azaldığını, siyasi anlamdaki bu rahatlamanın piyasalara da olumlu bir şekilde yansıdığını söyledi.

 

Recep Yorulmaz, ABD ile Rahip Brunson krizi sonrasında Türkiye’de yaşanan “kur krizi” ayrıca ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların bölge ekonomisine yansımalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

 

Türkiye dolar krizini aştı mı?

 

Mevcut durumda, kurdaki ani yükselişin ve beraberindeki diğer büyük sorun olan aşırı oynaklıkların durması ‘kriz’ algısını kırmış görünüyor. Kurdaki düşüşün yaşanan siyasi olaylar ile paralel seyri, hükümet kanadının başından beri dile getirdiği söylemleri destekler mahiyettedir. Bu önermeyi açmamız gerekirse; hükümet kanadı, özellikle ABD başkanı Donald Trump’ın sosyal medya üzerinden yönelttiği tehditlerin ve hemen arkasından gelen yaptırım kararlarının kurdaki ani artışların en büyük sebebi olduğu ve bu durumun bir ‘dış saldırı’ olduğu tezini savunagelmektedir. Nitekim, kurdaki yükselişi gösteren tablolara bakıldığında, yükselişin tarihsel seyrinin söz konusu açıklamalar ile paralel gerçekleştiği görülmektedir. Bu paralel seyir de hükümet kanadının tezini destekleyen verilerdendir. Trump yönetiminin ön şart olarak sunduğu Papaz Brunson davasının karara bağlanması sonrası, suçlu bulunmasına rağmen içeride geçirdiği süre göz önüne alınarak serbest bırakılması, iki ülke arasındaki gerilimi azaltmıştır. Siyasi anlamdaki bu rahatlamanın piyasalara yansıması olumlu olmuş ve döviz kuru aşağıya doğu seyretmiştir. Siyasi olgulara esnekliği fazla olan döviz kuru en başında hükümet kanadının dile getirdiği tezi desteklemektedir.

 

Ancak, burada dikkat edilmesi gereken nokta döviz kurundaki bu yükselişin sadece siyasi olaylara bağlanmaması gerekliliğidir. Aksi halde, hassas ve kırılgan yapıda olan ülke ekonomisinin tezahürü mahiyetteki döviz kurlarının doğru analiz edilme imkânı kalmayacaktır. Bu durum da ileride yaşanabilecek olası daha büyük şoklara karşı hazırlıksız kalmak anlamına gelecektir. Tüm bu gerçekler ışığında, tam anlamıyla dolar krizinin aşıldığını söylemek doğru olmayacaktır. Bunu söyleyebilmek için, makroekonomik anlamda ekonomiyi sağlam temellere oturtacak adımların ivedilikle atılması ve takibinin yapılması gerekmektedir. Ekonomi yönetiminin ani kur artışları karşısında günümüze kadar attığı adımların ve açıkladıkları yeni önlem paketlerinin yönetimi önümüzdeki süreçte ülkenin ekonomik kırılganlıklarının giderilmesi bakımından önem arz etmektedir. Alınan kararların uygulaması ve doğru şekilde yürütülmesi önümüzdeki süreçte ekonominin seyrini belirleyecektir.

 

Doların 4 TL bandına düşeceği söyleniyor, sizce böyle bir imkân var mı?

 

Böyle bir önermenin veya aksi yönde herhangi bir önermenin yapılabilmesi için yeterli veri olduğunu düşünmüyorum. Doların 4 TL bandına düşeceği söylentisinin aksine söylentiler de gayri resmi olarak gündeme getirilmektedir. Türk lirasının kırılganlığı yaşadığımız bu son olayla ortaya konmuş oldu. Dolayısıyla, önümüzdeki süreçte döviz kurlarının seyri tamamen ekonomi yönetimi tarafından atılacak adımlara bağlı görünmektedir. Ülke ekonomisindeki kırılganlıkların giderilmesi Türk lirasının kırılganlığını da giderecektir. Böylece dış şoklara olan esnekliği düşmüş bir yerli para birimine sahip olan Türkiye’de benzeri krizlerin kolay kolay yaşanmayacağı düşünülebilir. Burada kilit nokta yapısal reformların hayata geçirilip; kamu mali disiplinin yeniden tesisi gibi can alıcı konuların bir an önce çözüme kavuşturulmasıdır. Bütçe dengesinin sağlanması daha doğrusu bütçe açığının olması gereken sınıra çekilmesi ve ülke ekonomisinin en önemli sorunu olan cari açığın da kontrol altına alınması gibi kritik gelişmeler döviz kurunun seyrini tayin edecektir.

 

İran’a uygulanan ambargo, kimilerine göre Türkiye’nin lehine bir durum olarak yorumlanıyor. Siz de aynı fikirde misiniz?

 

İran’a uygulanan ambargoları Türkiye açısından ele almak gerekirse, lehine veya aleyhine olduğu şeklinde kesin bir hükme varmak mümkün görünmemektedir. Türkiye’ye etkilerini uzun uzun analizler yapmak sureti ile hem ekonomik hem de siyasi olarak ele almak gerekmektedir. Kanaatimce bu yaptırımların Türkiye’ye özellikle ekonomik olarak yararından çok zararı olacağını düşünmekteyim. Zira, İran Türkiye’nin Irak’tan sonra ikinci büyük petrol sağlayıcısı konumundadır. Benzer şekilde; doğalgaz ihtiyacı noktasında da Rusya’nın ardından ikinci sırada yer almaktadır. İran petrolünün ticaretine getirilen yasaklar ilk elden Türkiye ekonomisini etkileyecekti. ABD tarafından Türkiye’nin de dahil olduğu ülkelere sağlanan muafiyetler bu anlamda önem arz etmektedir. Özellikle Türkiye’nin başından bu yana petrol ihtiyacı hasebiyle yaptırımlara uymasının mümkün olmadığını ısrarla dile getirmesinin bu kararda etkili olduğunu belirtmek de yerinde olacaktır. Diğer taraftan, bölgede çok zayıflamış bir İran Türkiye’nin çok da tercih etmeyeceği bir durumdur. Özellikle son dönemde dile getirilen Arap NATO’sunun İran’a müdahalesi gibi çok akılcı ve gerçekçi olmayan söylemlerin Türkiye açısından kabul edilebilir olmadığını da burada belirtmek gerekmektedir. Türkiye, sınır komşusu olan bir başka ülkede daha benzer krizleri yaşamak istemeyecektir.

 

Söz konusu yaptırımların Türkiye açısından avantajlarından bahsetmek gerekirse; İran’a getirilen yasaklamalar dolayısıyla İran’ın bölgedeki petrol dışı ticarette en büyük rakibi olarak Türkiye’nin avantaj sağlayacağı söylenebilir. Özellikle Irak pazarında Türkiye’nin IKBY bölgesi dışında ulaşamadığı güney bölgelerine erişim imkânı doğacaktır. İran etkisinin yoğun olarak yaşandığı Irak’ın güneyinde son dönemde İran’a karşı alınan tavrın da bunda etkili olacağı söylenebilir. Siyasi olarak da bölgeye inme imkânı bulacak Türkiye’nin bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerekmektedir.

 

Petrol fiyatları yeniden düşme eğiliminde, Irak ve IKBY daha önce bu inişler nedeniyle kriz yaşamıştı. Sizce ABD’nin bu yöndeki ısrarının sebebi nedir?

 

ABD’nin başından beri  güttüğü politika Ortadoğu’daki hakimiyetini pekiştirmek üzerineydi. Bunun için öncelikle rakiplerini egale etmesi gerekiyordu. En büyük rakibi olan Çin’e doğrudan yaptırımlarının dışında Çin’in Ortadoğu’daki kaynaklarını kısıtlamak suretiyle zayıflatmak niyetindeydi. İran bu anlamda bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. İran’a yapılan yaptırımlar ile bir taraftan bölgedeki politikalarından rahatsız olduğu bölgede geniş etki alanına sahip İran’ı egale edecek diğer taraftan da İran üzerinden bölgede etki gücüne sahip Türkiye’yi zayıflatacak ve en büyük hedefi olan Çin’i bölgede sınırlandırmış olacaktı. İran petrolüne yapılacak yaptırımların petrol fiyatlarını etkilemesinin önüne geçmek için ise bölgedeki en büyük müttefiki Suudi Arabistan’a güveniyordu. Son tahlilde geldiğimiz noktada ABD istediğini elde etmiş görünmektedir. Zira, İran’a yaptırımlar dolayısıyla İran petrol ticaretinin kısıtlanması dünya petrol varil fiyatlarını olumsuz etkilemesi olası iken; tam aksine fiyatların aşağı yönlü seyri ABD politikalarına uyumlu bir neticedir.

 

Bu noktada belirtmek gerekir ki, İran son dönemde açık artırma usulü ile petrolünü dünya piyasalarına yaklaşık %10 iskontolu olarak satmaya başlamıştır. Bu satış işleminin hangi ödeme şekli ile gerçekleştiği henüz bilinemezken petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimini bir parça da olsa bununla açıklamak mümkün görünmektedir. Belki de bu tarz işlemlere engel olmak amacı ile Trump yönetimi son olarak SWIFT’i cezalandırmak ile tehdit etmiş ve İran merkez bankası da dahil birçok İran menşeli bankanın network ağından çıkarılmasını sağlamıştır. Petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimi doğal olarak ilk önce petrol üreticisi ülkeleri etkilemektedir. Bu anlamda genel olarak Irak’ın ve IKBY’nin bu durumdan olumsuz etkileneceği aşikardır. Ancak, fiyatların seyrinin ne dereceye kadar aşağı yönlü olacağı veya yükselme eğilimine mi geçeceği henüz belirsizdir. Benim kanaatim petrol fiyatlarının söz konusu bölgelerde krize neden olacak boyutta bir düşüş yaşamayacağı yönündedir. Zira, Trump yönetiminin İran petrolünün birinci derecede alıcısı konumundaki ülkelere getirdiği istisnalar göz önünde bulundurulduğunda daha sert adımlardan kaçınan bir politika tercih ettiği görülmektedir.

 

Kaşıkçı olayı, İran-ABD krizi, sizce Ortadoğu ekonomisi nelere gebe?

 

Ortadoğu bölgesi sahip olduğu doğal kaynaklar sebebiyle dünyada egemen güç olma hedefinde olan ülkeler için her zaman bir mücadele alanı olagelmiştir. Bölgenin sahip olduğu yer altı kaynakları bir yerde bölge halklarının ve ülkelerinin kaderini belirlemiştir. Hal bu iken; bölgede meydana gelen her olayı bu gerçeklik ışığında ele almak gerekmektedir. Günümüze kadar yaşanan olayların altında bu gerçeklik yatmaktadır. Dolayısıyla, gelecekte de  benzer olayların yaşanacağını bilerek adımlar atmak gerekmektedir. Ortadoğu ekonomisini bölge ülkelerinin uygulayacakları politikalar belirleyecektir. Kısa vadede doğal kaynak gelirlerine sığınıp gelişimlerini göz ardı eden ülkeler uzun vadede kötü tablolarla karşılaşacaklardır. Yaşanan Körfez krizi gibi olaylar ışığında, kendi aralarında yaşadıkları sorunlar ve küresel güçlere olan bağımlılıkları ülke ekonomilerinin kaderini belirleyecek diğer temel etkenler arasında yer almaktadır. Bölge ülkeleri bu politikalarını devam ettirdikleri sürece bölgede ekonomik ve siyasi istikrardan bahsetmek zor görünmektedir. Bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde sorunların temelini oluşturan mezhepsel farklılıklar gibi konularda uzlaşma sağlanmasının zorluğu bu sorunların devam edeceği kaygısını artırmaktadır. Dolayısıyla, ne kısa vadede ne de uzun vadede iyi bir tablo çizmek pek mümkün görünmemektedir. Küresel güçlere bağımlı yapıları gereği bölgenin en büyük ekonomisine sahip ülkeleri dahi bağımlı oldukları küresel güçlerin izin verdiği ölçüde varlık şansı bulacaktır.

 

Haber: Ali Antar

Bir cevap yazın