‘Biyoterörizm’

Ali Davutoğlu

 

 

Hepimizin ve dünyanın tek gündemi, korkusu ve tedirginliği “Koronavirüs”. Bütün dünya analistleri 3. Dünya savaşı çıktı, çıkıyor derken bir anda herkesin kabusu haline gelerek kafaları ve akılları durduran bu illet nedir?

 

Tıbbın alanına girecek değilim. Ancak bir gazeteci ve siyasi analist olarak, ulaşabildiğim bilgilerle bir sonuca ulaşmaktan da kendimi alamıyorum.

 

Kısaca üstünden geçelim birlikte. Öncelikle koronavirüs (Covid-19), genel bir tanımlama. Hayvanlarda var olan koronavirüsün, insanlara bulaşmış hallerine aslında yabancı değiliz. Bildiğimiz yakın tarihteki ilk bulaşma SARS. 2003-2004 yılları arasında görülen SARS aynı bugünkü etkiyi yapmış diyebilirim. SARS’ın kaynağının misk kedisi olduğu sanılıyor ve Güney Doğu Asya’dan yayılıp 600-700 kişinin ölümüne neden olduğu belirtiliyor. Bir başka çalışmada ise, 5 Temmuz 2003 tarihine kadar SARS’ın, 774 kişinin ölümüne neden olduğu ifade ediliyor.

 

MERS ise Suudi Arabistan’dan yayılıyor. Deve kaynaklı bir koronavirüs olduğu belirlenirken 2013-2014 arasında bu salgında 550 kişinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Bunlar korona kaynaklı olanlar.

 

H5N1 Kuş Gribi’nde ise, 2003-2008 arasında toplam 245 kişi hayatını kaybetmiş. Bunlardan 4’ü 2006’da Türkiye’den ve ölen 4 kişi de 10-15 yaş arasında.

 

Peki Batı Afrika’da Ebola salgını nedeniyle 2010’ların ortasında 11 bin 300 kişinin öldüğünü biliyor musunuz?

 

Ya İspanyol Nezlesi nedeniyle 1918-1920 yılları arasında 50 ile 100 milyon insanın öldüğünü biliyor muyuz? Dünya nüfusunun 8 milyar bile olmadığını düşünürsek, rakamın korkunçluğunu anlarız. Atatürk bile İspanyol Nezlesi’ni Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da atlatmış.

 

Koronavirüs nedeniyle son verilere göre 7 bin 155 kişi hayatını kaybetti. Ölüm oranı, iyileşenlerle kıyaslandığında yüzde 5 olmuştu. Burada İtalya’daki yüksek oranlı ölümler rakamları yukarı taşıyor.

 

Bu kadar tarihsel bilgi ve rakam yeter sanırım. Gelelim sadete. Görüldüğü gibi en geç 10 yılda bir, bizi korkutan bir salgın furyası başlıyor. Bazıları gerçekten korkutucu. Ama doğal afet ve savaşla yaşamaya alıştığımız gibi salgınlarla yaşamaya da alışacağız. Unutmayalım ki bu yılın başından bugüne kadar mevsimsel gripten (Belki ileride mevsimsel koronavirüs salgını denilecek) 96 bin, AIDS’ten 334 bin, sıtmadan 194 bin kişi hayatını kaybetmiş durumda.

 

Global dünyanın kaçınılmaz sonucu olarak, internet üzerinden nasıl bir bilgi viral olarak yayılıyorsa, hastalıklar da artık yayılacak ve biz buna daha az şaşıracağız. Dünya küçük sözü gerçek olacak yani. O halde biraz daha sakin olmakta fayda var. Yaza doğru etkilerinin azalması beklenen salgının ardından nekahet dönemi sona eren hastalar gibi tüm dünya gezmeye başlayacak sanırım. Belki o zaman ekonomiler bir nefes alır. Sadece insanların ciğerini değil dünya ekonomisinin de ciğerlerini söndürüyor bu virüs.

 

Önümüz bahar; umarım yavaş yavaş işler tersine döner.

 

Yukarıda yazmış olduklarım işin sadece görünen ve dünyada ki herkesin biliyor oldukları.Peki madalyonun ikinci bir yüzünü hiç merak ettik mi? Nasıl mı?

 

Tehlike olarak sadece hep salgın virüsleri ele alıyor, tartışıyoruz. Peki belirli ve sistematik yıllar aralığıyla ortaya çıkan bu salgınların başka bir açıklaması veya nedeni olabilir mi?

 

Tedavi sürecinde üretilen aşı, panzehir her neyse ne kadar sağlıklı? Ne kadar güvenilir?

 

İnsanoğlu genetiğine karşı nasıl bir biyoterörizm gerçekleştiriliyor?

 

Bence asıl meseleyi konuşmanın vakti geldi.

 

Mason locaları herhangi bir dine, ırka hitap etmeksizin amaç ve hedef olarak sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü hedefliyor. Dünyanın ticari, real, siyasi, ekonomik, vs. gibi adımlarına yön veren bir karar mekanızması mevcut. Bu biraz uçuk kaçabilir ancak her gün attığımız adım bile hesaplanıyor diyebiliriz. Peki hayvanlarda yıllarca test edilen deneyleri artık insanoğlunun üzerinde test etmek amacının sebebi ne olabilir?

 

Herkesin dilinde ABD ve yandaşlarının Çin, İran, Rusya üçlüsünün ekonomik ve devlet nüfuzuna karşı bir komplo teorisi olarak görülmesi bence tahmin edilebilir olması açısından düşük bir ihtimal olarak gözlemlenebilir. Eğer öyle bir komplo söz konusu olmuş olsaydı, bu virüsün Netanyahu, Trump gibi “üstat”ların dibine kadar yaklaşması akıllarda ki tahminin yanlış  olabileceği cevabını verirdi. Bir başka bakış açısı da böyle bir virüsü yayarak dünyada ki sosyal yaşamı felç edip, devlet ekonomilerini sarsmak ve devamında üretilen panzehir, aşıları satışa sunarak hesaplanamayacak kadar yüksek gelirler elde etmek. Lakin bu locaların yıllardır önümüze sermiş olduğu örnekleri baz alırsak böylesine basit uğraşımlar içinde olmayacaklarını anlayabiliriz. Hepimiz şu anda şunu bekliyoruz, acaba bu yazıyı nereye bağlayacak?

 

Allah düşmanı bu şeytan torunları din, dil, ırk bilmeden ne yazık ki dünyadaki bütün insanlığı kıskacına almış durumda. Amaç ve hedef sanıldığından çok farklı gibi görünüyor. Hepimizin gözünden kaçan üzerinde durulması gereken dikkat çekici bir olay daha var. Çin’in çeşitli ülkelere göndermiş olduğu “antiCovid-19 sağlık heyeti”. Bu heyetin ayak bastığı her toprak bir anda virüs için elverişli bir hale geliyor ve vaka sayısı artıyor. Türkiye Cumhuriyeti mevcut iktidarı bu konuyu inanılmaz bir şekilde soğuk kanlılıkla ve profesyonelce komuta edip, önlemlerini alıyor. Türkiye yine bir pisliğin kokusunu almış, başka bir kaosun (Suriye gerilimi) içindeyken belki de yıllar önce subliminal mesajlarla olacağı sinyali verilen “Biyoterörizm’e” karşı müthiş bir zırh oluşturup önlem almıştı. Çünkü insanoğluna karşı yapılacak bir cani harekatın yine farkına varmıştı. Bu yüzden “Türk Bilim İnsanları” bu hususta hala gece gündüz çözüm arayışında ve taraflı tarafsız herkesin takdir ettiği, T.C. Sağlık Bakanı belki de dünyaya ülke sağlığı nasıl korunur dersini veriyor diyebiliriz. Türkiye, Çin’den sağlık heyeti talebinde bulunmadı! Uzatılan bütün yardım ellerini geri çevirerek ulusal bütünlüğe güvendi. Şu anda insanoğlunda oluşmuş stres ve psikolojik dengesizlik, bozukluktan dolayı olayın bir başka boyutu çözümlenemiyor. Dünya üzerinde bulunan ortalama 8 milyar insanın genetiğinde hazırlanmış aşılarla test edilmesi amaçlanan mutasyon veya deney nedir?

 

Acaba bu işe kalkışan caniler dünyada ki artan insan nüfusundan mı rahatsız oldu?

 

Ya da kendileri için yeni bir dünya hazırlığı içine mi girdiler?

 

  1. Dünya Savaşının silahlarla olmayacağını hemen hemen hepimiz tahmin edebiliyoruz. Stratejik, ekonomik derken bir de biyolojik saldırılar da mı olacak?

 

Güç dengesi kimin tarafından yönetiliyorsa onların ellerini güçlendirecek, insan genetiğini tehlikeye atacak bu yeni silahın ve projenin adı nedir?

 

Tarih yapraklarında 1. Dünya Savaşından sonra Nazi kimyagerlerinin “itaat” genetiğini üretmeye çalıştığı bilgisine ulaştıktan sonra “madalyonun ikinci yüzünde ki sonuç bu olabilir mi” dedim kendi kendime.

 

Hepimizin penceresi aynı olabilir ancak görüntüler çok farklı!

 

2020 Mayıs’ında Covid-19 projesini herşey yoluna girmiş, genetiğimizde planlanan mutasyonu taşımış bir şekilde hatırlayıp, tartışacağız. Yani sonuç olarak asıl tehlike virüs değil, aşı olabilir…

Bir cevap yazın