Bir Zehra Tanıdım

İpek Elif Yahyaoğlu

 

Her kadının arkasında onu savaşçı yapan bir hikaye vardır. Zehra’nın hikayesi de onu cesur, milliyetçi ve savaşçı yapmıştı. O direndi, hem de onu evinden, yurdundan koparmak isteyenlere inat. 

 

Saddam rejimi döneminde, Türkmenler haklarını aramak ve kendilerine yapılan yolsuzluklara karşı durmak için cesurca direnmişlerdi. Fakat, Türkmenlere karşı yıllarca süren asimilasyon politikaları devam ediyor. Çok sayıda insan evlerinden sürgün edilerek uzaklaştırılıyor, evlerine el konuluyor birçoğu ise genç yaşlı demeden idam ediliyor ya da hapishaneye atılıyor.

 

Birçok Türkmen bölgeleri gibi Tisin için de bu durum geçerliydi. Tisin, Türkmen geleneklerine ve adetlerine bağlı bir yerdir. Orada bulunan Türkmen köylerde yaşayan insanlar da evlerinden zorla uzaklaştırılıyor ve evlerine el koyuluyordu. Buna direnen ya da direnmeye yeltenen kişiler idama mahkum ediliyordu. 

 

Bu baskılardan ve acıların en büyüğünü yaşayacak olmasından habersiz olan Zehra’nın babası Bektaş Ali Feyzullah idi. Zehra’dan hariç dört kızı ve iki erkek evladı vardı.  İran-Irak savaşında oğlu esir düşmüş, damadı ise bu savaşta kaybolmuş ve bir daha haber alınamamıştı. Bektaş, dört öksüz torununa kucak açmış, birlikte zor ve acı dolu günler yaşıyorlardı. Tüm ailenin sorumluluğunu üzerinde taşıyan koca yürekli bir babaydı. Zor günler bitmek bilmiyor dahası da üzerine ekleniyordu. Esir düşen oğlu ise rejim karşıtı faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle tutuklanmış ve işkencelere maruz kalmıştı. 

 

Acılı, çilekeş babaya bu sefer bu yüklerin ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de üzerine Kerkük’ü 24 saat içinde terk etmelerine dair emniyet müdürlüğünden emir verilir. Acılı baba tüm yükün omuzlarında olduğunu ve bunun sorumluluğunu göz önünde bulundurarak ailesini korumak için verilen emri yerine getirmek ister ve hazırlıklara başlar. Zehra hariç. O gün çok düşündü; nasıl olur da yurdunu bırakacak ve başka yerlere göç edecekti. Bunun burada son olmayacağını biliyordu. Bu, ne yeni bir başlangıçtı, ne de sondu.

 

Ne zor değil mi evinden yurdundan ayrı düşmek,

Ne zor değil mi yeni bir hayata başlamak,

Ne zor değil mi içindeki acıyı gömüp bir yenisini beklemek,

Ne zor değil mi hayat.

 

Cesur yürekli ve dirençli Türkmen insanlar acılarını yüreklerinin en derinliklerine gömer, o acıyla yaşamaya devam ederler. Halen daha olduğunu gibi… 

 

Biri bu acıya dayanamadı, yüreğinin derinliklerine atamadı, göz yumamadı ve direndi. 

Adı Cesur, Adı Vatan, Adı Millet, Adı Türkmen Kızı Zehra idi. 

 

O gün kim bilebilirdi ki Zehra’nın bir kahramanlık hikayesi yazacağını, kim bilebilirdi ki Türkmeneli’nin onunla onur ve gurur duyacağını. 

 

O gün geldi. Emniyet güçleri kapıya dayanmıştı. Kapıyı evin kızı Zehra açtı ve o kahramanlık hikayesi yazılmaya başladı. Zehra Kerkük’ten ayrılmayacaklarını ve yurtlarını terk etmeyeceklerini haykırıyordu. Zehra tüm bu haykırışlarıyla çevredekilerin dikkatini çekmişti. Zehra kalabalığa şöyle seslendi: 

 

“Ey ahali! Ben Kerkük’ün kızıyım. Bu şehirden asla göç etmeyeceğim. Bu zulüm politikasını protesto etmek, Türkmenlere bağımsızlık yolunu açmak ve Türkmen sözcüğünü yüceltmek uğruna, şimdi kendimi yakacağım. Kerkük bize kalacaktır. Katillere ve zalimlere ölüm!”   

 

Zehra, bu sözleri haykırdıktan sonra, gaz bidonunu üzerine boşaltarak, kibriti çaktı ve herkesin gözü önünde kendini yakmıştı. Herkes Zehra’nın yaptığı şey karşısında şaşkınlık içerisinde müdahale etmeye çalışmıştı. Zehra hastaneye kaldırılmış fakat kurtarılamamıştı. 

 

“Ölüm ona hiç yakışmadı” derler ya, yakışmadı Zehra’ya da. O gencecik bir kızdı yaşasaydı her şey çok farklı olabilirdi. Ama ölürken bile kahraman olarak can verdi. Onun bu gurur dolu mücadelesi bir tarih yazmıştı. 

 

Zehra’nın ölümünün hemen ardından daha kızlarının yasını tutmadan güvenlik güçleri kapıya dayanmıştı. Tüm acılara ve çaresizliklere dayanmakta olan babanın bulunduğu yerden ayrılmaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bektaş Ali, ailesiyle birlikte Erbil’e gönderilmişti. 

 

Zehra’nın, Türkmen tarihinin milli mücadelesinde adı gururla anılmaktadır. Bizler Zehra’yı unutmadık ve unutmayacağız. Bu kahramanca direnişi karşısında canını feda etmesi gerçekten Türkmen milleti adına gurur duyulacak bir davranıştır. 

 

Nice yiğit Zehralar, nice yiğit kadınlar bu kutlu yola hizmet etti. Telafer’de evlatlarını şehit veren anneler, Tuzhurmatu’da savaş sırasında şehit düşen oğullarının cenazelerini gururla karşılayan ve dimdik ayakta duran cesur yürekli kadınlar… Sizler bu direnişin en acı ve en ağır duygularını yaşıyor olmanıza rağmen en güçlü direnişi dimdik ayakta durarak göstermiş oldunuz. 

 

Tüm bunlar Türkmen kadınlarının aydınlığını, cesaretini ve yurt sevgisini gösteriyor. Her zaman mücadeleyi ve direnişi göğüsleyerek, kendini feda eden hür, cesur yürekli kadınlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.  Ölüm yıl dönümünde Türkmen Kızı Zehra Bektaş’ı rahmetle anıyorum. Bir şiir ile yazımı sonlandırıyorum.

 

Bir Zehra tanıdım 

Yüreği Kerkük için atan

Bir Zehra tanıdım 

Kalbi vatan için çarpan

Biz Zehra tanıdım

Kendini yurdu için yakan.