‘Bir hayalim var’ Martin Luther King

Brva Ömer

 

Bir hayalin gücü, köle ve ezilmiş bir halkın akıbetini değiştirmeye yetti.

 

Papaz (Martin Luther King), Amerika siyahilerinin lideri, sosyal yargının en sert takipçisi ve ezilmiş tabakanın haklarının savunucusuydu.

 

Martin Luther King,  15 Ocak 1929 yılında Georgia vilayetinin Atlanta şehrinde dünyaya gelmiş. Kökeni, yeni keşfedilen Amerika kıtasına beyazlar tarafından Afrika kıtasından köle olarak satın alınan, sonra da çalıştırılan siyahilere dönüyor. Babası ırkçılık karşıtı  ve azınlık haklarının göz ardı edilmesine karşı büyük mücadeleler veren biriymiş. Kendisinin ardından ise oğlu ırkçılığın son bulması ve eşitlik için mücadelenin liderliğini en sert şekilde devam ettirdi.

 

Martin, henüz çocukken etrafındaki insanların kendisine başka bir gözle baktığını hisseder. Ancak bu sadece kendisi için değil, bütün siyahiler için aynıydı. Beyaz tenli çocuklarla oynamaya hakkının olmadığını öğrenir.

 

Zaman geçtikçe bu mesele Martin’in kafasında daha da büyür ve buna bir yanıt aramaya başlar.  Ancak bundan daha önemlisi, bir beyaz tenliyle kendisi arasında hiçbir farkın olmadığını ve bir beyazın yaptığı her şeyi kendisinin de yapabileceğini anlar. Bu işlerin yanı sıra eğitim hayatını sürdürüp, kendisini geliştirmeye devam eder.

 

Eğitiminin bütün aşamalarını başarıyla tamamlar ve 1942 yılında Marehouse Koleji’ne alınır ve 1948’de sosyoloji bölümünden mezun olur.

 

Bu süreç içerisinde kilisede babasının yanında çalışıyordu. Ancak eğitimini sürdürdü ve 1951 yılında Chester, Pensilvanya’daki Crozer Teoloji Fakültesinden 1. olarak mezun oldu. 1955 yılında Boston Üniversitesi’nde Sistematik Teoloji konusunda yüksek lisans yaptı. 1953 yılında Coretta Scott adlı siyahi bir bayanla evlendi. Daha sonra 1955’te Washington Üniversitesi’nde felsefe üzerine doktorasını yaptı.

 

Çabası ve çalışmaları siyahi Afrika kökenli Amerikalılar için yeni bir başlangıçtı. Mücadeleleri “hiç bir siyahinin ırkçılık yasalarını uygulayan ulaştırma hatlarını kullanmaması” boykotu ile başladı. Bu boykot 1 sene boyunca devam etti ve söz konusu ulaştırma şirketleri büyük bir maddi zarara uğradı çünkü bu hatları kullananların yüzde 70’i siyahilerden oluşuyordu.

 

Ulaşımda siyahilere uygulanan ve en ağır hakareti içeren uygulamada, bir siyahi herhangi bir ulaşım aracına bindiği zaman en arka koltukta oturmak zorundaydı çünkü ön kısımdaki koltukları sadece beyazlar kullanabilirdi. Ayrıca ola ki bir bayan binip de ön kısımlarda koltuk bulunmuyorsa o vakit bir siyahi yerini o beyaza vermek zorundaydı. Ayrıca siyahiler arka kapıdan biner ve indiklerinde ön kapıdan ücretlerini verdikten sonra inerlerdi. Çoğu kez bazı şöförler bu durumdan dolayı  siyahi yolcuları araca almaz ve bırakırdı.

 

Bu durum 1 Ocak 1055 yılına kadar devam etti. Bu tarihte ulaşım araçlarının birinde bir siyahi bayan yerini beyaz bir erkeğe vermeyi reddetti. Bu durum karşısında araç şöförü siyahi kadını, yasaları çiğnediği gerekçesiyle polise ihbar eder. Bu olay Amerikalı siyahiler için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

 

Ancak Martin Luther King, bu süreçte ilerlemek için şiddetten uzak bir yol seçti. Bu yolda adaleti elde etmek adına ise Hindistanlı lider Mahatma Gandhi’den ilham aldı.

 

Martin kendisi için, İsa Hazretleri’nin bir sözünü slogan olarak seçti ki şöyle der: “Düşmanlarını sev ve senden nefret edenler için rahmet dile. Sana karşı kötü muamele gösterenler için hidayet dile.”

 

O dönemki hükümetin Martin’i tutuklamak için elinde hiçbir gerekçesi yoktu. En son 25 mil hızın aşılmaması gereken bir yoldan 30 mil hızla geçtiği gerekçesiyle tutuklanır ve hırzızlık, adam öldürme suçlarından tutuklanan kişiler ve sarhoşlarla aynı koğuşa atarlar.

 

Bu Martin’in hapishaneye ilk düşüşüydü, onun için büyük bir etki yaratmıştı, sonuç olarak kefalet ile serbest bırakıldı.

 

Serbest kalmasından 4 gün sonra 30 Ocak 1956 yılında bir konuşma yaptığı sırada evine bomba yerleştirilmiş ve meydana gelen patlamada eşi ve çocukları kıl payı kurtulmuştur.

 

Evine döndüğü sırada bir grup siyahi gencin silahlandığını ve intikam almak istediğini görür. Ancak o dönüp destekleyicilerine şu sözleri söyler; “Korku ve baskıları bir tarafa bırakın. Korku ve baskının veya herhangi bir şeyi üzerinize farz kılmasına izin vermeyin. Biz şiddeti istemiyoruz.”.

 

Bu olayın ardından birkaç dava arkadaşıyla birlikte devlete karşı plan kurmak ve boykota teşvikten tutuklandılar ve bu tutuklama devam etti ta ki siyahi kadının yargıya başvurup toplutaşıma araçlarındaki ırk ayrımı uygulanmasının kaldırılmasını isteyene kadar. Yargı bu isteği ve yasayı bir süre inceledikten sonra, böyle bir ayrımın olmadığını belirek, söz konusu uygulamanın ortadan kaldırılmasına karar verdi. Yargının bu kararının ardından Martin artık bu boykota bir son verilmesini isteyip bundan böyle siyahilerin o araçlara başı dik bir şekilde binmesi gerektiğini duyurmuştu.

 

Bu zaferin ardından Martin bir başka ayrımcılık üzerinde çalışmaya başlar o da siyahi vatandaşların seçimlere iştirak etmesine izin verilmemesi. Martin bu savaşı da kazandı ve kısa bir süre içerisinde 5 bin siyahinin adının seçmen listelerine eklenmesini sağladı.

 

1957 yılında Güney Hristiyan Liderik Konferansı başkanı olarak seçildi. Söz konusu dernek sivil haklarını destekliyor ve Hristiyanlığı ilke olarak kabul etmişti. Tam o yıl içerisinde Martin’in 27. yaş gününde kendisine “Spingarn” ödülü verildi. Bu ödül her yıl ırkçılığa karşı çalışan şahsiyetlere verilirdi.  Üst üste aldığı ödüllerin ardından  (Abraham Lincoln) heykelinin önünde bütün gücüyle “Haklarımızı verin!” diye bağırdı.

 

Kennedy’nin ABD’nin Başkanı olduğu dönemde ise, Martin baskılarını daha da artırmaya başladı, çünkü federal hükümeti bu işin içine çekmekmeyi planlıyordu ve siyahilere karşı yapılan ırkçılıklara karşıydı. O, hükümeti büyük sorunların çözümü karşısında eli kolu bağlı olarak durmakla suçluyordu. Ancak Kennedy, Martin’in ona hazırladığı bu kuyuya düşmemeyi başardı. Martin artık hükümetin bu sorunları çözme konusundan umudunu kesmişti ve 1963 yılında bir takım gösteri düzenlendi. Kennedy ne zamanki hükümetin söz konusu sorunları çözemeyeceğini anladı,  o zaman hükümet bu gösterilerin karşısında durmaya başladı ve alanda siyahi ve beyazlar arsında çatışma çıkmaya başladı. O tarihten itibaren gösteri, boykot, grev vs… yasaklandı. O vakit ilk kez Martin ayrıca yanında olan bin kişilik arkadaşı yasalara karşı çıkıp sokağa döküldü ve “Birmingham’a özgürlük zamanı geldi.” diye slogan atmaya başladılar.

 

Martin tutuklanır ve tek kişilik hücreye atılır. O hücrede King bir yazı yazar, bu yazı daha sonra Yurttaş Hakları Hareketi’nin oluşmasına ışık tuttu. Bu yazısında Martin mücadelesindeki şiddet karşıtı fesefesini de öne sürüyor.

 

Bir kez daha kefaletle serbest bırakılan Martin, hareketinin liderliğine devam etti. Sonradan aklına yeni bir fikir geldi. O fikrin özeti şuydu: “Sen çocuklara ne yapıyorsun, çünkü çocuk ölümünü üstlenebilecek çok az kişi vardır” ve hemen hızlı bir şekilde bir gösteri düzenler ve siyahi çocukları en ön saflara dizer. Polis jop, silah, köpek ile çocuklara saldırınca medya bu olayı yakalayıp dünyaya servis eder ve bütün dünyanın tepkisi Amerika üzerine çekmeyi başarır, çünkü milyonların vicdanını sarsan bir durum ortaya çıkmıştır. Martin’in Amerika hükümeti için yaratmak istediği kriz böylece başarılı oldu. Bunun ardından Martin durmayacaklarını ve baskılarının devam edeceğini ileterek, aynı zamanda müzakereye kapı araladı ancak güçlülerin müzakeresi olmasını istiyordu.

 

Beyazlar hızlı bir şekilde müzakere komisyonu oluşturdu. Müzakerede ırk ayrımının ortadan kalkması, kanunların üstün olduğu bir mekanizma oluşturulması ve tutukluların serbest bırakılmasına karar verildi.

 

Bu müzakerenin hemen ardından ırkçı beyazlar, siyahi liderlerin evlerine el bombasıyla saldırmaya başladı. Buna karşılık olarak siyahiler de polise saldırıp onlarca araç ve beyazların iş yerlerini yakmaya başladı. Bu nedenle John Kennedy,  olağanüstü hal ilan etti. Kennedy iki taraf arasındaki kin ve nefretin sona ermesi için çabasına devam etti. Siyahilerin yasanın üstünlüğü ve özgürlüğün herkes için olmasına yönelik istekleri vardı.

 

Benim bir hayalim var

 

Tarih 1963’ü gösterdiğinde 250 bin kişilik bir grup, Lincoln Anıtı’na doğru yürüyerek devasa bir gösteri düzenledi. Bu grubun arasında 60 bine yakın beyaz vardı. Bu insanlık tarihinde medeni haklar adına yapılmış en büyük yürüyüştü. King orada “Benim bir hayalim var” adında bir konuşma yaptı. Konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

 

“Bir gün, dört çocuğumun da derilerinin rengi ile değil de kişilikleri ile yargılanacağı bir ülkede yaşayacaklarına dair bir hayalim var.”

 

Martin orada bulunan insanları tefsir ettiği zaman, alacaklı şeklinde sınıflandırdı. Bu insanların Amerika Birleşik Devletleri’nden alacaklı olduklarını söyledi. Martin, ”Amerika verdiği vaadleri yerine getirmek yerine onlara hiçbir değeri olmayan silahları verdi ki zaten silahların ederi, gideri kadar değil.” ifadesinde bulundu.

 

O aşamadan sonra psikolojik olarak durumlar değişti ve o halen daha özgürlük sirenlerini çalmaya hazır değildi. 18 gün geçti ve aniden Martin ve milyonlarca Amerikalı şoka uğradı çünkü siyahi öğrencilerin bir manastırda bulunduğu sırada içeride bir bomba patlamıştı ve kanlıi bir eylem gerçekleşmişti. Martin çabucak Bermingham şehrine vardı ve olayların büyümesini ve taşmasını engelledi, özellikle öç alma girişimlerinin önünü kesti.

 

Nobel Barış Ödülü

 

Aynı yıl Time dergisi, ”Yılın Kişisi” ünvanını Martin’e verdi. Bu hadise Amerika’da bir ilkti. Daha önce bir siyahi bu ödüle layık görülmemişti. Daha sonra 1964 senesine gelindiğinde, barış ve şiddete karşı tavrı ve duruşundan dolayı Nobel Barış ödülüne layık görüldü. O dönem Martin bu ödülü alan en genç vatandaştı. Bundan sonraki aşamada Martin’in yeni mücadelesi, siyahiler arasında olan fakirlik ve işsilik ile olacaktı. Bundan dolayı milli hasılatın adilane bir şekilde dağılmasını talep etti. Bu çalışmaları ve durmadan koşuşturmalarından dolayı  Amerika’nın 5 farklı üniversitesinden fahri doktora ünvanına layık görüldü. O sadece siyahileri koruyup kollayan birisi değildi. Martin günümüzde özgürlükler, şiddet eylemlerine karşı çalışan bir aktivist ve eşitlikleri savunan bir sembol haline gelmiştir. Amerikalılar da bu büyük adam için Lincoln’ün anıtının yanında bir heykel yaptırdılar. Martin heykelinin olduğu yerde birçok defa konuşmalarını yapmıştı.

 

Suikast

 

Takvimler 4 Nisan 1968’i gösterdiğinde Martin Luter’in hayalleri, James Earl Ray adında ırkçı bir beyaz tarafından suikaste uğradı. Suikaste uğramadan önce, Martin 100 Amerika şehrinde çalışan çöpçülerin grevine destek amaçlı düzenleyeceği gösteri için hazırlanıyordu. Katili 99 yıl 99 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Açılan soruşturmalara göre suikastçinin ardında başka kişilerin olduğu söylendi ve aynı zamanda suikastinin sadece bir kukla olduğu belirtildi. Barrak Obama’nın başkan seçildiği zaman aslında Marin Luter’in hayali gerçekleşti. Eğer ki o bugün yaşasaydı ve bir siyahinin başkan olarak seçildiğini görseydi, elbette çok mutlu olurdu. Çünkü gerçekten hayali gerçekleşti ve ırkçılık o ülkede son buldu.

 

 

Bir cevap yazın