Bağdat Yine Eski Bağdat Ama!..

Ziya Üzeiry

Bir süredir Bağdat’a gitmek ve orayı gezmek istiyordum, çünkü bizim jenerasyonumuz Bağdat’ı anne ve babalarımızın bahsettiği efsanevi şehir ve heybetli başkent olarak biliyor. Daha sonra 2003 senesinde yıkıcı Amerikan savaşından sonra şehir altyapı olarak çok büyük bir hasar gördü. Savaştan sonra bazı küçük rötuşlar yapılarak tekrardan Bağdat şehri dünyaya açıldı.

 

Bağdat’ın tarihi asla inkar edilemez bir durum, çünkü birçok yıkıcı saldırıya karşı daha en başından beri siyasi ve kültürel merkez olarak tarih boyunca büyük bir rol oynamıştır. Aynı zamanda Bağdat şimdilerde Irak’ın başkenti olmasıyla birlikte geçmişte de birçok kez farklı hilafet, saltanat ve ülkelerin başkenti olmuştur. Mesleğimden dolayı Bağdat’a yolum düştü ve çok kısa zama içerisinde uçağa binerek Bağdat Uluslararası Havaalanı’na iniş yaptım.

 

Daha ilk bakışımda şehrin çok yorgun olduğunu anlamıştım. Sonra bir minibüs aracılığıyla havaalanından uzaklaştık. İlk anda dikkatimi çeken Hurma ağaçlarının sayısal olarak çokluğu oldu, kilometrelerce ilerlediğimiz yol boyunca hurma ağaçları bulunuyordu. Daha önceden aslında bana Bağdat’ın yaz mevsimi hakkında bazı şeyler söylenmişti. Hakikaten farklı bir sıcaklığı vardı! Minibüsten iner inmez ilk işim taksiye binmek oldu ve hemen taksiciye ”Hava kaç derece” diye sordum. O da ”48” deyince hak verdim açıkçası. Meşhur Tahrir Meydanı’na vardığımızda aslında benim için aydınlığa kavuşan bazı noktalar oldu. Mesela Amerikan savaşının Bağdat’a çok büyük bir zaiyat verdiğini gördüm. Psikolojik olarak halk bitkin ve celallenmiş durumda. Örnek olarak taksideyken halkın bilinçaltında yerleşen şiddet ve bitkinlik nedeniyle trafik kurallarının birçoğunu es geçmiş durumda olduklarına şahit oldum.

 

O an taksi şoförüne genel durumları hakkında birkaç soru sorma fırsatım oldu, fakat karşılığında karamsar cevaplar aldım. Aslında şehir 2003’ten sonra hizmet açısından çok gerilemiş ve hatta 90’lı yıllardan hiç çıkamamış gibi. Yapıt ve binalar eski, buna karşın yeni yapılmış herhangi bir bina göremedim AVM’ler hariç. Ziyaretimden 2 ay önce Yeşil Bölge denilen Bağdat’ın kalbi olan bölge, art arda gelen Irak hükümetleri ve Amerika’nın farklı farklı bahanelerinden dolayı 12 yıldan daha fazla bir zaman zarfının ardından yeni yeni halka açılmıştı. Bu yüzden halk o bölgenin açılmasından dolayı mutlu ve sevinçli gözüküyordu fakat diğer taraftan da eski hatıralar ve eski Bağdat’ı hatırlıyorlardı.

 

Hizmet sektörü aşırı derecede zayıflamış durumda, öyle ki 2003 yılında savaştan kalan taş yığınları, çöpler hala yerli yerinde. Ayrıca yollar teknik olarak göz ardı edilmiş ve yolda giderken otomobil tekerlekleri birkaç metrede bir çukurlar ve kasislerle karşılaşıyordu. İlgimi çeken başka bir konu ise caddelerin kalabalıklığı oldu. En yakın yere ulaşmak bile en az yarım saatlik bir zaman gerektiriyordu.

 

Şunu söylemeden geçemeyeceğim, bu yazıda Bağdat’ın içinden geçen nazlı Dicle ve Fırat nehrinden bahsetmemek olmaz. Dicle Nehri her türlü hizmetten uzak kaldığı için çöp yığınları ve atıklarla dolu, aynı zamanda nehrin kıyısında insanların rahatça gezebileceği bir kıyı sahil düzeni yok. Genel olarak Bağdat yenilenme konusunda geride kalmış durumda ve aynı zamanda çağdaş hizmet sistemleri ile denge sağlayamamış. Cadiriye, Mansur, Zevra, Bab Şerci, Kazimiye, Sadun ve Zeyyune gibi bölge ve mahalleler eski dokusunu korumuş durumda.

 

Gezdiğim sırada yeni inşa edilmiş evler nadiren gözüme çarpıyordu, Bağdat’ta bulunan evlerin en yenileri bile aslında yetmişli ve seksenli yıllardan kalmaydı. Ayrıca halkın misafirperverliği dikkatimi çeken başka bir konu oldu. Taksi şoförlerinden birisiyle sohbet etmek amacıyla sorularıma devam ettim ve Erbil’den geldiğimi ona söyledim. Hemen çok sevinçli bir şekilde karşılayıp misafirperverliğini gösterdi. Aslında halkın kırgın olduğu nokta, siyasetçilerin halka karşı tutumları.

 

Halktan aldığım bilgilere göre yolsuzluk şehri tamamıyla kaplamış durumda, buna binayen taraflar şehrin mozayiğini göz ardı ederek kendi gruplarını oluşturmuş, yaptıkları yolsuzluklardan aldıkları para ile kendi ekiplerini razı etme peşindeler. Başkent olarak Bağdat’ta birçok siyasi parti ve taraf bulunmakta, bu yüzden Bağdat hiçbir şekilde ilerleme kaydetmiş durumda değil. Çünkü her grup kendi çıkarı ve partisi için çalışma yürütüyor ve ayrıca halka hizmet ilkesi kulak ardı edilmiş.

 

Bir taraftan halkı haklı buluyorum. Çünkü 90 yılı aşkın bir süredir Bağdat art arda gelen darbelere, savaşlara ve zulümlere kurban edilmiş bir şehir. Bundan dolayı bu şehirde bir genç veya bir çocuğu kızgın halde görürseniz, hemen toplumsal piskolojinin ne kadar zarar gördüğünü anlayacaksınız. Yani kısacası Bağdat halkı psikolojik olarak aşırıcılığa kaçmış durumda. Buna binayen şehrin durumu biraz farklı.

 

Eskiye nazaran başkent Bağdat değişmiş, bazı AVM’ler açıldı ve sayıları bir iki ile sınırlı değil. Turizm açısından da Irak’ın hemen hemen bütün şehirlerinden misafirler geliyor. Yani iş açısından aslında iyi bir seviyeye gelmiş durumdalar.

 

Yukarıda bahsettiğim gibi ”Bağdat yine eski Bağdat ama…”. Sokak isimleri, mahalleler ve ziyaret edilecek mekanlar açısından Bağdat yine eski Bağdat fakat eğitim seviyesi, toplumsal bilinç, hizmet, temizlik ve çevre kirliliği açısından eski Bağdat değil.

 

Bağdat’a varır varmaz sabah saatlerinden gece saat 12’ye kadar sokak sokak bu şehri gezdim. İlgimi çeken husus halkın ümitsizliği oldu. Bir şehrin durumunu bilmek veya öğrenmek için en ideal yol taksicilerin ağızlarını yoklamak. Herhangi taksi şoförü araca bindiğim zaman hemen yolsuzluk ve adaletsizliğe vurgu yapıyordu. Haklılar, çünkü Bağdat gibi bir şehrin göz ardı edilmesi ve halkının ümitsizlik seviyesinde zirve yapmış olması kabul edilebilir bir şey değil.

 

Aslında onların sadece emniyet, hizmet ve refaha ihtiyaçları var. Diğer dünya başkentleri gibi yaşayıp, diğer ülkelerin siyasetlerine kurban gitmek istemiyorlar.

Bir cevap yazın