Arapsı (Cümleyi Öğelerine Ayırmak – Özne – Nesne – Yüklem) (اعراب ,فعل,فاعل,مفعول بة)

Dr. Ahmet Seyda

 

Öncelikle muhtemelen yazılarıma seçtiğim başlıklar değerli okurlarımın bir kısmına ilginç gelebilir. Ancak uzmanlığım, tecrübem ve eğitim alanında çalışmam beni bir takım sonuca götürdü, öyleki ne yazdığımı, neden yazdığımı ve kime yazdığımı biliyorum. Bu 3 soru, çok büyük önem arz eder.

 

Bu eğitimsel yazı zincirindeki amacım, ki çoğu eğitimciler öğle ki öğrenciler dahi, özür dileyerek ifade etmek istiyorum, ya konuyu anlamamışlardır ya da yanlış algılamışlardır.

 

Bu kez yazımızın adresi “Arapsı”. Arapsıdaki amacım, biz Kürdistan Bölgesi sakinleri etnik ve din farklılıkları olan  herkes, ilkokul dördüncü sınıftan itibaren Arapça eğitimi alıyoruz ve o süreçte aylık ve final sınavlara girip, başarı notunu elde ediyoruz. Fakat Arapçada kurulan temel anlatım ve konuların %10’unu hayatımızda kullanmıyoruz.

 

Ben burada Arapçadan birkaç temel sunarak bir takım gerçekleri gün yüzüne çıkarmak istiyorum ki öğretmenler ve eğitimcilerin bu çerçeveden öğrencilerini eğitmeleri gerekiyordu, nitekim %100 eminim halk içerisinde çok az kişi bu gibi şeylere işaret etmiştir, ne yazık ki bunlara çok fazla ihtiyaç vardır.

 

En başta, Arapça’nın grameri olan, konuşmanın, yazmanın ve anlamanın temelini oluşturan “Arapça Dil Bilgisi” okutulduğu ilk zamanlarda, önümüze birkaç demet çıkıyor, (Cümlenin Öğeleri, Özne–Nesne–Yüklem). Cümlenin öğelerini en başa koydum çünkü ondan başlamak istiyorum. Eğitim içerisinde bir ömür mevcut olan bu ölümcül hatalar, çoğu kez öğretmen cümleyi öğelerine ayırırken bazı öğeler için cümle içinde yeri yoktur tanımı yapılır, (لا محل لة من الاعراب) yani “Cümle öğeleri içerisinde yeri yoktur.” denir. işte tam burada değerli ve kıymetli hocalarımızın devreye girmesi gerekir. Benim burada yazdıklarım sadece daha iyi olmak içindir aksi halde öğretmenlerimizin emeği, rolü unutulmaz. Aynı zamanda bu, milli ve yurtsal bir meseledir. Sözüm ona ki hocalar öğrencilerini tam o zaman öğretmeleri gerekiyordu, eğer cümle öğeleri içerisinde yeri yoksa o zaman insanın hayat evrelerinde etkinliği ve rolünün olmaması demektir. Ne zaman ki bir insanın hayat sahnesinde rolü yoksa tam da bu cümle içerisinde tanımı bulunmaz. Tam bu kelime gibi kıymetsiz olur ve hiç kimse onu hesaba katmaz. İşte o vakit öğrencinin ruhuna işlemiş olursunuz ve hayat içerisinde bir rol arayışı içerisine sokmuş olursunuz ki yine Arapça dilindeki o demet içerisinde bu da betimlenmiştir.

 

Örneğin; “Fiil” yani bir iş gerçekleştirmek. Öğretmenler tam o zaman bize söylemeliydi ve şimdiki öğrencilerine söylemelidir, hayat içerisinde her zaman bir iş yapmalısınız. İşsiz bir birey olmamamız gerektiğini anlatmalı ve yaptığımız işin bizi başkalarına tanıttığını belirtmeleri gerekirdir. Çünkü her zaman bir işi gerçekleştirmek için bir fail (işi gerçekleştiren-özne) gerekiyor. Bunu da Arapça dilinde öğreniyorduk ama eğitimsel bir öğretimden uzak bir şekilde ki ona (Fail-Özne) denir.

 

Burada bir gerçeği betimlemek (ayırmak) istiyorum. Faili cümle öğelerinde ayırdığımızda her zaman şuna vurgu yapılırdı (فاعل مرفوع وعلامة رفعه الضمة الظاهرة على اخره)   Gerçekten bu çok ilginç ve her taraf için eğitsel bir değeri vardır. Neden diye sorarsanız, cevap olarak derim ki, bu betimlemede toplum içerisinde iyi ve kötü fiilerin temeline vurgu yapılmıştır. Nasıl diye sorarsanız, cümleyi öğelerine ayırdığımızda demedik mi işi yapanın (fail-özne) her zaman (مرفوع ) başı yüksektir, demedik mi (وعلامة رفعه) failin yüksekliğinin göstergesi (الضمة الظاهرة على اخره) sonuna konulan işarettir. Yani iyi fiil her zaman bireyin başını dik, yüksek tutar çünkü olumlu her fiil toplum içerisinde iyi tepki toplar buna da (الضمة) sonundaki nişane, yani içinizde barındırdığınız iyi şey deriz.

 

Şayet burada bu kez, “Acaba hangi öğretmenimiz bize Arapçayı bu şekilde öğretti?” diye sorarsam ki dille birlikte hayatı da öğrenelim. Her zaman özne, daha doğrusu olumlu fiilde bulunan kişi toplum içinde başı dik olur. Bu sorumun cevabı siz okurlarımızda.

 

Son olarak, her ne kadar söylenecek çok şey olsa da Kürtlerin kullandığı bir deyimde söylediği gibi (مشتيێك نمونةي خةرواريكة ) “Bir avuç, bir harmanın örneğidir.” diyebiliriz.

 

En son burada (مفعول بة ) nesneye değinmek istiyorum. Çünkü gerçekten içerisinde önemli bir öğretimsel ders vardır. (مفعول بة منصوب ) zatınız bilir ki nesne o kişidir veya o şeydir, üzerinde bir iş gerçekleştirilmiş veya özne tarafından kullanılarak bir fiil gerçekleştirilmiştir. Bu da hoş ve güzel bir şey olmasa gerek. Bu yüzden her zaman onun için (منصوب) sözcüğü kullanılır yani “üzerinde bir şey gerçekleştirilmiş, iyi tarafı ise nesnenin değil öznenindir”. Nesne, toplum içerisinde çok tutulur değil ve tamamen özne anlayışından farklıdır ki her zaman başı dik olur.

 

Acaba  biz eğitimciler, öğrencilerimizi bu yöntemle eğitmiş olsaydık ve her temelin içerisinde bir öğrenimin bulunduğunu öğretmiş olsaydık, daha zinde bir toplum olmaz mıydık ya da daha aktif bir bireye sahip değil miydik, yahut olumlu bir özneye sahip olmaz mıydık veya tolum içerisinde görmüş geçirmiş  bir faile sahip olmaz mıydık? Daha önce değindiğim gibi (لكل فعل فاعل قام بة) yani her özne bir fiili gerçekleştirir.

 

Umud ediyorum ki eğitimciler, vatanperver bir ruhla toplumu daha çok eğitmek için ve pozitif bir birey inşa etmek için programdaki konuları analiz ederler, çünkü eğitimde hizmet veren öğretmenler her zaman çevrelerini aydınlatan birer fener olmuşlardır.

 

Son noktayı koymadan diyorum ki acaba bizler, her birimiz hayat öğeleri betimlemesinde hangi konumdayız  “Özne” mi “Yüklem” mi?

 

 

Bir cevap yazın