Charlie Chaplin’in Hollywood macerası

Bugün, sinema dünyasının en tanınmış karakterlerinden Şarlo’yu yaratan, aktör, yönetmen ve yapımcı Charlie Chaplin’in 42. ölüm yıldönümü.

 

25 Aralık 1977’de yaşamını yitiren Chaplin, 16 Nisan 1889’da Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da Charles Spencer Chaplin adıyla dünyaya geldi.

 

Babası bir vokalist ve aktör, annesi de sahne adı Lily Harley olan çekici bir oyuncu ve şarkıcıydı. Babasını erken yaşta kaybeden Chaplin ve erkek kardeşi Sydney annelerinin hastalığı nedeniyle hayatla mücadeleye erken yaşta başladı. Ebeveynlerinden aldığı doğal yetenekle Charlie ilk profesyonel sahne kariyerine çocuk topluluğu “The Eight Lancashire Lads”le girdi ve iyi bir tap dansçısı olarak ünlendi.

 

 

Sinema dünyasına 1913’te adım attı

 

Independent Türkçe’nin haberine göre, 12 yaşındayken ilk ciddi sahne gösterisinde “Billy” adlı genç bir uşağı canlandırdı. Daha sonra farklı oyunlarda seyirci karşısına çıkan Chaplin, vodvillerde sahne alan bir komedyen haline geldi. 1910’da Fred Karno Repertuvar Şirketi’nin önemli bir oyuncusu olarak ABD’ye gitti.

 

Özellikle “A Night in an English Music Hall” adlı skeçte canlandırdığı karakterle ABD’li izleyicilerin sevgisini kazandı. Fred Karno topluluğu 1912’de tekrar ABD turuna çıktığında Chaplin’e ilk film teklifi geldi.

 

1913’de sinema dünyasına adım atan Chaplin, Mack Sennett ve Keystone Film Şirketi’ne katıldı. Başarıları diğer yapımcıların da dikkatini çekiyordu.

 

Farklı şirketlerle çalışmaya başlayan Chaplin, meşhur Şarlo (Batı’da bu karakter “Tramp” olarak biliniyor) karakteriyle özdeşleşen kostümünü ilk kez 1914’teki “Kid Auto Races at Venice” adlı filmde giydi.

 

Kendi stüdyosunu kurdu

1916’da Mutual Film Cooperation’la yüklü bir maaş karşılığında sözleşme imzalayan Chaplin çok sayıda komedi filminde oynadı.

 

1917’de sözleşmesinin sonlanmasının ardından bağımsız bir yapımcı olmaya karar veren Chaplin, Hollywood’da kendi stüdyosunu inşa etme faaliyetiyle meşgul oldu.

 

1918’de yapımcılığını, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği “Bir Köpeğin Hayatı” (A Dog’s Life) filminde Şarlo karakteriyle kariyerini sürdüren Chaplin daha sonra “Bağ” (The Bond) adlı filmi çekti.

 

Film, ABD hükümetince 1. Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri’ne yapılan “Özgürlük Kredisi”ni popülerleştirmek için kullanıldı. 1918’de yine savaşı konu edinen “Tüfek Omza” (Shoulder Arms) filmini çeken Chaplin’in ünü giderek arttı.

 

 

United Artists’in kurucuları arasındaydı

 

Chaplin, 1919’da iki film daha çektikten sonra Marry Pickford, Douglas Fairbanks ve D.W. Griffith’le birlikte United Artists Corporation’ı kurdu.

 

United Artists o dönem endüstriye bir yenilik getirerek yıldız oyuncuların yapımcı ya da dağıtımcılar yerine kendi işverenleri olmasına olanak sağladı.

 

First National şirketiyle sözleşmesini tamamlamak için 1921’de 6 makaralık bir uzun metraj çeken Chaplin’in “Çocuk” (The Kid) adlı bu filmi sinema dünyasının o zamana kadarki en iyi çocuk oyuncularından biri olan Jackie Coogan’ı beyazperdeye kazandırdı.

 

Başyapıtları

 

 

Uzun bir Avrupa seyahati sonrası Hollywood’a dönen Chaplin, United Artists ile anlaşması kapsamında bugün çok tanınan ve her biri klasik haline gelen 8 uzun metraj film çekti. Bunlar sırasıyla şu şekilde:

 

1923 tarihli “Parisli Kadın” (A Woman of Paris). Chaplin’in komedi dışındaki ilk filmi. Romantik dram türündeki film ayrıca Chaplin’in yönetmesine rağmen rol almadığı iki filmden biri.

 

1925 tarihli “Altına Hücum” (Gold Rush). Ona ilk Akademi Ödülü’nü kazandıran 1928 tarihli “Sirk” (Circus).

 

Sinemadaki ses bandı devrimine rağmen sessiz olarak çekmeyi tercih ettiği 1931 tarihli “Şehir Işıkları” (City Lights). Filmin müziği Chaplin’in kendisi tarafından yazıldı.

 

1936 tarihli “Modern Zamanlar” (Modern Zamanlar). Chaplin dönemin toplumsal ve ekonomik sorunlarıyla yakından ilgiliydi. 1931 ve 1932’de 18 aylığına çıktığı dünya turunda tanık olduğu milliyetçiliğin yükselişinden ve Büyük Buhran’ın yarattığı toplumsal sorunlardan rahatsızdı. Ekonomi teorileri üzerine okumalar yapan Chaplin bu kaygılarını ve gözlemlerini filme yansıtmıştı. Filmdeki Şarlo karakterinin yaşadığı işsizlik, yoksulluk, siyasi hoşgörüsüzlük, ekonomik eşitsizlik, makinelerin egemenliği 21. yüzyıl insanına hiç de yabancı olmayan sorunlar olmayı sürdürüyor.

 

1940 tarihli “Büyük Diktatör” (Great Dictator). Chaplin bu filmi 1939’da yazmaya başladığında Adolf Hitler kadar ünlüydü ve Şarlo karakteri Hitler’le aynı bıyık tipine sahipti. Son sahnesindeki tiratıyla da meşhur olan film Chaplin’in ilk sesli filmidir.

 

1947 tarihli “Monsieur Verodux”. Filmin orijinal fikri meşhur yönetmen Orson Welles’indi. En az 10 kadın, iki köpek ve bir erkek çocuğunu öldüren Fransız seri katil Henri Désiré Landru hakkındaki belgesel fikrinden Chaplin o kadar etkilenmişti ki Welles’e 5 bin dolar (o dönemin parasıyla yaklaşık 87 bin dolar) vererek fikri bir anlaşmayla satın aldı ve daha sonra kendi yorumunu katarak konuyu farklı bir şekilde işledi.

 

Komünist avı ve ABD’den temelli ayrılış

 

1940’lar sonunda ABD’deki Soğuk Savaş paranoyası zirvesine ulaştığında, liberal ve hümanist duruşuyla bir yabancı olan Chaplin komünistlere karşı başlatılan siyasi siyasi cadı avının ana hedefi oldu.

 

Bu dönem onun yaklaşık 40 yıldır yaşadığı ABD’deki en mutsuz dönemiydi. Cumhuriyetçi Senatör Joseph McCarthy’nin hedefindeki Chaplin 1948’de Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) kara listesine girdi. Mississippi’den bir Kongre üyesi ABD vatandaşı olmayan Chaplin’in ülkeden sınırdışı edilmesi gerektiğini savunuyordu. Yaşananlar Hollywood’da çalışmasını engelliyordu.

 

Ünlü sinema yıldızı McCarthy’nin komitesine şunu söylemişti: “Bir devrim başlatmak istemiyorum. Tek istediğim birkaç film daha yapmak. İnsanları neşelendirebilirim. Bunu umuyorum.” 1952 güzünde o dönemki eşi ve 4 çocuğuyla birlikte ABD’yi tamamen terk etti. ABD hükümeti Birleşik Krallık’a tatile giden Chaplin ve ailesinin ülkeye giriş iznini reddetmişti. 19 Eylül’de ABD’ye dönmesi halinde gözaltına alınabileceği haberi geldi.  Mesajı alan Chaplin ABD’den uzak kalmayı sürdürdü ve asla bir daha o ülkede yaşamadı. Yaptığı bir açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Başkan, Hz. İsa bile olsa oraya geri dönmeyeceğim.”

 

McCarthy siyaset sahnesinden silindikten yıllar sonra Chaplin 1972’de ABD’yi son  bir kez daha ziyaret etmiş ve onuruna verilen Oscar ödülünü almış, ardıdnan da yaşadığı ülke İsviçre’ye geri dönmüştü..

 

1952’de otobiyografik özellikler taşıyan “Sahne Işıkları” (Limelight) filmini çeken Chaplin, 1957’de “New York’ta Bir Kral” (A King in New York) filmini ve 1966’da da son filmi “Hong Kong’lu Kontes” (A Countess from Hong Kong)’i çekti. Başrollerde Marlon Brando ve Sophia Loren’in olduğu film, o dönem 70 yaşını geçmiş olan Chaplin’in ilk ve tek renkli filmidir. Chaplin filmi yönetmenin yanı sıra uşak rolünü de canlandırmıştır.

 

Son Yılları

 

Müzik, spor ve yazıyla da ilgilenen Chaplin çok yönlü bir sanatçıydı. Senaryolarının yanı sıra 4 kitabı da bulunan Chaplin kendi kendine birden fazla müzik aletini çalmayı öğrenmiş ve birçok beste yapmıştır.

 

Chaplin 1977’de hayatını kaybettiğinde 88 yaşındaydı. Son evliliğinden olan 8 çocuğun yanı sıra Lita Grey’le kısa süren evliliğinden de bir oğul sahibiydi.

 

Bir cevap yazın