2017’yi uğurlarken

Diyar Erbil

 

Ocak, şubat, mart derken, ekim, kasım, aralık da bitti bitiyor ve yeni bir yılın ocağına kavuşmak için sayılı günler kaldı. Her günü sevinç, hüzün, huzur, endişe, sıkıntı, rahatlık, azim ve ümit gibi nice karşıt duygu ve düşüncelerle bitirip, çok daha güzel başka güne başlamak için uyuyoruz geceleri. Bir kitabın sayfalarını çevirir gibi, çeviriyoruz tek tek bize biçilen ömrümüzün sayfalarını her gün. Ve yılın sonuna yaklaşırken, “ne kadar hızlı geçti” cümlesini hepimiz her yılın sonunda kullandığımızın farkında mıyız acaba? İnsanoğlu ilginç bir varlıktır. Yeni bir yılı karşılarken hep güzel dileklerle karşılar. Hayatın normal akışına devam etmesi için olması gereken de budur zaten. Normal olmayanı, yaşama tutunma isteğimiz karşısında, ölüm hakikatini aklımızdan geçirmemekte ısrarcı olmamızdır.

 

Çocuk doğduğu andan itibaren gün geçtikçe ömründen yaş alır. Başka bir deyişle yaşlanır. Biz onu yaşamını büyümek, buluğ çağına girmek, genç ve delikanlı olmak ayrıca yaşlanmak gibi farklı evrelere ayırsak bile, bu hakikatten bir şey değiştirmeyecektir. Çünkü ölümün de bir vaadi var ve çocuk, genç, yaşlı diye bir ayırımı yoktur. O yalnız Allah-u Teâlâ’nın (c.c.) takdiri ve ilmi dâhilindedir.

 

Bu yazımı okuyanların, bunları benden daha iyi bildiklerinden eminim. Ancak sorun bunları biliyor olmamız veya bilmememizde değil. Önemli olan bu hakikatlerin ışığında yaşamayı becerebilmek ve yaşarken bile ölümlü bir dünyada olduğumuzu hep aklımızda tutmaktır. Bu dengeyi kurabilirsek insan olmanın ne anlama geldiğini idrak etme şansına sahip oluruz.

 

Allah-u Teâlâ (c.c.), yeryüzünde insanı kendi halifesi seçmiş ve ona kendi ruhundan üflediğini Kur’an-ı Kerim’de beyan etmiştir. İnsanoğlu, yaradan tarafından bu kadar şerefli ve üstün bir varlık kılındığı halde, O’na karşı nasıl da bu kadar nankör olabiliyor? Burada Allah’a şirk koşan veya Allah’ın varlığını inkâr eden kâfirleri kastetmiyorum. Allah’ı Allah bilip, kulu olduğumuz ta kendimizden bahsediyorum. Çünkü biz Allah’a kulluk yapmak için yaratılmışız. O’na ibadet etmekle insan olur, şerefleniriz.

 

Biz ve sahiplendiğimiz her şeyimiz, Allah’ın (c.c.) bize verdiği nimetlerinden başka bir şey değildir. Saymaya kalkarsak, sayamayacağımız bunca nimetin kaçına şükrediyor, hakkını teslim ediyoruz? Bizim kulluk görevimiz buradan başlıyor işte. Kendimizi bileceğiz ki kulluk görevimizi eda edebilelim. İnsan olmak, çok üstün bir varlık olmak anlamına gelir ve bütün güzel ahlak değerleri ancak onda mevcuttur. Yeter ki Allah’ın (c.c.) bize koyduğu anayasasına göre yaşayalım.

 

Hem kendi ailemiz hem diğer insanlarla olan münasebetlerimizde Allah’ın (c.c.) koyduğu sınırlar çerçevesinde hareket edersek dünya güllük gülistanlık olur. Peygamber efendimiz (S.A.V), “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olamaz” Hadis-i Şerif’inde gerçek anlamda bir müminin nasıl olması gerektiğini bize beyan ediyor. Başka bir deyişle, kardeş bildiğimiz insanların derdiyle hemhal olmuyorsak imanımızı sorgulamamız gerekir. İmanımızı sorgular hale gelirsek, insanlığımızdan şüphe etmeliyiz.

 

Allah’ın (c.c.), her şeyi bir ölçü içerisinde yarattığını anlayabilirsek, yeryüzü ve içindeki nimetler, insanlar ve diğer bütün varlıklara yeteceğini anlarız. Peki, nedir yeryüzünde devlet ve insanlar arası cereyan eden bu zulüm, çekememezlik ve bencilliğin amacı? Neyi paylaşamıyoruz ki? Kaldı ki, Allah-u Teâlâ (c.c.) bize onun yasalarına uyduğumuz zaman hem bu geçici dünyada rahat bir hayatı, hem de ölümden sonraki ebedi âlemde bize içinde ebedi yaşayacağımız cenneti vadediyor.

 

Sonucu ölüm olan bu geçici ve sayılı günleri, ölümsüz ve aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz nimetlerin olduğu kalıcı bir hayata tercih etmek akılsızlık değildir de nedir? Dünyayı cennete çevirmek ve asıl cenneti kazanmak için yapmamız gereken şey, Allah-u Teâlâ’ya (c.c.) hakkıyla kulluk etmek, kötülüklerden uzak durmak ve iyilik yapmaktır. Dedim ya bunların hepsini güya biliyoruz, ama uygulamaya gelindiğinde çoğu zaman şeytana uyuyoruz. Allah-u Teâlâ (c.c.) her şeye kadirdir. Ancak insan isteyecek ki Allah (c.c.) yardım etsin.

 

2017’i uğurlarken insanlık ve de İslam âlemi adına dünya, çok acı bir tablo ile karşı karşıya kalmıştır. Bu acı tablo, Allah’ın (c.c.) insanlık için koyduğu yasalara sarılarak değiştirilebilir. 2018’i karşılarken, yaşadığımız (ne kadarsa) bunca yılın hesabını en ince detayına kadar vereceğimizi bir kez daha hatırlamalı. Kalan ömrümüzü kendimiz ve insanlık adına bir kurtuluş vesilesi olması adına, 2018’in insanlık için, ümmetimiz, milletimiz ve her birimiz için hayırlı olmasını yüce Mevla’dan niyaz ederim. Rabbim bize hakkıyla Kur’an-ı Kerim’i yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin.

Bir cevap yazın